11 Ekim 2011 Salı

Hiddink'le Belki de Son Milli Heyecan

Bu ülkede asgari ücret alanlar eleştirilmiyor sanırım. Milli takım üzerinden dönen kısır tartışmalar artık sizin de canınızı sıkmaya başlamadı mı? Hiddink yıllık 5mio € alıyormuş hiç birşey vermiyormuş? Hiddink 1mio€ alsa bir şey vermeme hakkına sahip olacak mı?

Geçiniz bunları. Asıl ıskaladığımız konuyu masaya yatırmak gerekli. Hiddink ile sözleşme imzalanırken Özgener federasyonun istekleri nelerdi?
  • Euro12 önemli değil bize ekol yarat mı?
  • Takımı gençleştir mi?
  • İlk hedef Ukrayna-Polonya mı?
Kapalı kapılar ardında konuşulanları asla bilemeyeceğiz ama bu 3 seçenekte masada konuşulmuştur. Hatta konuşulmakla kalmamış Hiddink'ten bire bir talep edilmiştir. Eğer talep edilmediyse Mahmut Özgener'in şu anda o koltukta olmaması çok isabetli.

Bu ülke başından beri değişimleri yönetmekte zorlanan bir ülke. Öncelikleri sıralarken yaptığımız hatalar yüzünden her gün yeni bir sayfa açıyoruz. "Yeniden yapılanma" en çok seven ülkeyiz çünkü hiç bir zaman "yapılanmayı" tamamlayamadık.

Aklı başında her futbol adamı, her futbol sever, her twitter kullanıcısı Hiddink ile yapılan pazarlıklara girse, önce Euro12 'ye öyle ya da böyle kapağı atmayı, ardından takımın gençleştirilmesini ve bir ekol yaratılmasını talep eder. Ama ne kadar ekmek o kadar köfte. Bunların hepsini bir arada yapabilecek futbol adamını ne yazık ki yetiştiremiyoruz. Türkiye bu play-off'lardan Euro12 ye gider ya da gidemez. Gidemezsek "yeniden mi yapılanacağız"? Bize hiç birşey vermeyen Hiddink öyle ya da böyle bizim Euro12 ye götürürse eleştirmeyecek miyiz?

Hiddink'ten önceki yabancı hocamız herkesin saygı duyduğu Piontek'ti. 2 yabancı hoca arasında neredeyse 20 yıl var. Bu 20 yıl boyunca 2 kez Fatih Terim, Denizli, Güneş ve Yanal görev yaptı. Yanal dışında tüm hocalar ile büyük başarılar yaşadık Yanal'a sabredemeyen Federasyon başkanı şimdi şikenin suç olmaması için Sporda Şiddeti Önleme Yasasını yeniden yazmakla görevli.

Sabri orta sahada oynadı diye Hiddink'i eleştirirken biraz da 18/11/2003 tarihine gitmek gerekli. O tarihte Şükrü Saraçoğlu Stadından U-21 Avrupa Şampiyonası için Almanya ile baraj maçı oynadık. 1-0 kaybettiğimiz maçın rövanşında 1-1 berabere kalıp Şampiyonaya gidemedik. O gün sahaya çıkan kadronun en yaşlı oyuncusunun 21 yaşında olduğunu düşünürsek bu gün 29 yaşında en verimli çağında olan oyunculardan hangileri bir üst aşamaya kapağı atabildi? 18 kişilik kadrodan sadece 3 futbolcu son Almanya maçında Milli Takımdaydı.

Volkan Demirel, Servet Çetin ve Hamit Altıntop. Bunun dışında bir kaç isim verelim. Mesela Beyhan Sümer o gün Kayserispor'dan U-21 e çağırıldı, TFF'nin sitesinden oyuncunun izini sürdüğümüzde 2008 yılında futbolu bıraktığını görüyoruz. Hüseyin Kartal geçtiğimiz sezon sonunda Yeni Malatyaspor ile yollarını ayırdı şu anda boşta görünüyor. İbrahim Yavuz o günden sonra 8 takım değiştirdi. Şimdi Tavşanlı Linyit Sporda oynuyor.

Yukarıdaki paragrafın ana fikrini anlamadan Hiddink'i eleştirmek en hafif tabirle at gözlüğüne sahip olmaktır. Milli takımı bırakıp Gaziantepspor'un başına giden Abdullah Ercan'ı eleştirmeyip Hiddink'i eleştirmek kolaycılıktır.

Bizi Dünya Kupası 3.sü yapan Şenol Güneş ile bir Play-off faciası sonrası yollarımızı ayırmadık mı? Bize İsviçre utancını yaşatan, Mehmet Özdilek'in milli takım kariyerini bitiren de Fatih Terim'di, Euro2008'de hayatımızın turnuvasını izleten de.

Hiddink'i doğru yerden eleştirmek gerekir. Ana akım medyanın maymuna çevirebileceği bir Türk teknik direktör istemesi, her aradığında telefonuna çıkacak birini o koltukta görmek istemesi gayet normal. Hiddink'in basın toplantıları Terim'in toplantıları kadar kanlı geçmiyor ve bundan mutsuz olanlar muhakkak ki var.

Evet Hiddink'i eleştirelim. Hem de acımasızca eleştirelim ama bunu aldığı para ile Amsterdam'da yaşaması ile değil yaptıkları ve yapamadıkları ile ortaya koyalım. Belki Hiddink'in son günleri, son saatleri şimdi. Yarın temelli Amsterdam'a dönebilir. Ama değerinden hiç bir şey kaybetmeden.

5 Ekim 2011 Çarşamba

Para, Hoca, Ekol

"Bozuk saat bile günde iki kez doğruyu gösterir." Aslında bozuk saat hiç bir zaman doğruyu göstermez. Günde iki kere doğruyu gösteren "durmuş saatir". Yani kısaca bozuk bir sistemden doğru şeyler beklemek abesle iştigal.

Futbol sistemimize tam bir kaos hakim. Medyasından yöneticisine, futbolcusundan taraftarına futbol çebmerinin bir şekilde içinde olan her kesin dahlinin olduğu bir sistemi ağır aksak yürütmeye çalışıyoruz. Medya fal bakıyor. Yöneticiler kulüpleri kendilerine borçlandırıyorlar, futbolcular gelişimlerini 16 yaşında tamamlıyor ve taraftar bu ayıplı mala parasını aktarmaya devam ediyor.

Son olarak Türk futbolunun gelecek vaadeden hocalarından Tolunay Kafkas 4 haftayı puansız kapadıktan sonra Gaziantepspor'dan ayrıldı. Yerine ise Abdullah ERCAN getirildi. İşte sakatlıkta burada başlıyor. Abdullah Ercan milli takımlardaki görevini bırakıp teklifi kabul ediyor.

İşi genç futbol bulmak, yetiştirmek ve üst kademe milli takımalara hazırlamak olan hocanın ilk teklifte bir kulüp takımına geçmesinin mantığını anlamak zor. Eğer amacın sürekli aksiyon içinde olmak, her hafta maç yapmak, zihinsel aktivite olarak sürekli bir sonraki maça kafa yormak ise milli takımın yanlış tercih baştan belli.

Türkiye Futbol Federasyonu'nun amacı eski milli futbolculara vefa ödeme görevini genç takımlar üzerinden yerine getirecekse o saatin doğruyu gösterme imkanı yok. Genç takımlara veteran futbolcular için kulüp antrenörlüğü öncesi "pişme" olarak bakılıyorsa zaten yazmak çizmek suya yazı yazmak olacak.

Abdullah Ercan'ın ilk fırsatta kendini kulüp takıma atmasını para ile açıklayacaksak, Ersun Yanal'ın görevine son verilmesi sonrası maaşı üzerinden yapılan spekülasyonların geçerliliğini ortadan kaldırıyor.

Ersun Yanal için telaffuz edilen maaşın Abdullah Ercan tarafından alınamaması "hamili kart yakınımdır"'ın hala geçerli bir CV eki olduğunu gözler önüne seriyor.

Şakşofelli bir ünvanı olan Futbol Genel Koordinatörü Ersun Yanal'ın görevden alınması ise tuttuğumuzda elimizde kalan başka bir yer.

Hiddink ile birlikte göreve gelen Yanal bir projenin başına geçirilmişti aslında. Şimdi ne oldu da bir yılda proje bitti başındaki yönetici gitti? Madem hiç bir şey katmadı Türk futboluna bu proje neden onay verildi?

Bu arada Tükiye U-21 Milli takımı 2000 yılından bu güne geçen 11 yılda 8 hoca değiştirmiş ve 9. hoca yolda. Bu istatistik bana Yıldırım Demirören'in federasyon başkanı olma yolunun oldukça açık olduğunu düşündürüyor.

Türkiye'nin bir ekolü yok diye üzülmeye gerek yok. Bizim ekolümüz jungle, kaos ekolü. Kim kime dum duma futbol. Çünkü herkes razı. 8 yılda bir turnuvaya katılırsak yeter. Bu ekol bize yeter.

Hakkaten Yeter Yıldırım Demirören

Beşiktaş için ilk göz yaşımı döktüğüm 30 Mayıs 1993 günü Sayın Demirören 29 yaşındaydı. Futbolumun kirlendiği gün eminim ki Demirören'de en az benim kadar üzülmüştür. O günün bir başka anlamı da bu gün faraziye gibi gelen "şerefli ikincilik" mertebesinin malümunun ilanıydı.

O gün başlayan değişim tribüne "Ahmet "Dursun" Seba "Gitsin" diye sirayet ettiğinde gelinecek noktanın burası olacağı kimsenin aklının ucundan bile geçmemiştir.

Tribün desteği ile darbe yapma geleneği 2 başkan için gerçekleşti. Önce Seba gitti, sonra Serdar Bilgili. Ayrılışları adı konulmamış kuralların tedahülden kalkmasıydı aslında. Belki de 100 yıllık oyundaki en büyük değişimlerin çok kısa bir sürede olduğu döneme denk gelmişti o dönem. Ama en nihayetinde çocuktum ve insana dair en yoğun duyguların merkezinde Beşiktaş vardı. Beni en çok heyecanlandıran, en çok üzen, en çok sevindiren, en büyük hayal kırıklığına uğratan Beşiktaş'tı.

Seba gibi bir başkanın ardından kim gelse biraz eksik kalacaktı. Ama bu şekilde tribün darbesi yaparak başkanlığa oturmak, mahalledeki ulu çınarı kesip üstüne ev yapan müteahhit hissi uyandırdı hep bende.

Süleyman Seba, İhsan Kalkavan'ı sandıkta yendi ama yeni jenerasyona trübünde yenildi.

Yıldırım Demirören'ın 6 teknik direktör değiştirmiş olması, kulübü inanılmaz bir borç batağına sürüklemesi, haddi hesabı olmayan transferler ile takımın büyüklüğünü adım adım azaltması, kulübü kendine 90 mio borçlandırması bunlar hep işin teknik tarafı. Zaten o konu ile ilgili bir birşeyler karalamıştık. Bu linkten o yazıyı okuyabilirsiniz.

İşin bir de sosyal tarafı var. Maddi kısım Beşiktaş'ın 10 sene üst üste şampiyon olması ile çözülür ancak kulübe verilen sosyal zarar ve yönetilemeyen "itibar yönetimi" için yapılması gerekenler çok daha fazla.

Yıldırım Demirören kulübü bu güne kadar kötü bir Football Manager hastası gibi yönetti. Her sene "sil baştan" takım yaratmaya çalıştı. Sabırsızlık hastalığının pençesinde çok can çekişti. Her profilden teknik adam ile çalıştı. Evladım diye getirdiği Sağlam ertesi sezon Beşiktaş'ın ıskartalarından kurduğu iskelet ile Bursaspor'u şampiyon yaptı. Fifa'da en çok davası olan kulüp olarak tarihe geçtik. Tüm bunlar Beşiktaş'ın manevi değerlerine verilen zararın bir kaç örneği.

Tribün darbecisi bir gelenekten gelen Yıldırım Demirören bu konuda o kadar tecrübeli ki aynı şekilde devrilmemek için kendi stadında kendi taraftarını dövdürmekten çekinmedi. "2 kupayı unutup vefasızlık yapan"lara verilen ders niteliğindeki tribün içi örgütlenme gösterdiki Yıldırım Demirören geldiği yeri unutmayanlardan.

Yönetişim konusunda vitrine bir kaç yönetici koyup geri planda tüm kulübün kaderini iki dudağının arasına alan bir başkan olduğu açık artık. Bu mali yapı ile de çok yakında kulübün anahtarını Demirgören Şirketler Grubunun kasasına koyar. Bir nevi yerli Abramoviç. Sonuçta ikisi de gazcı.

Şimdi ölçmek mümkün olmadığı için bu kadar emin yazıyorum sanılmasın ama son 5 yılda takım tutmaya başlayan çocuklar üzerinde bir araştırma yapılsa, Türk futbolu 1 milyon yeni küçük taraftar kazandıysa bunların ancak %5'i Beşiktaşlı olmuştur.

Bir çocuğun Beşiktaş'ı tutması için "aile fertleri"nden başka bir sebep var mı? Sportif başarı yok. Mali başarı yok. İsktikrar yok. İthal ettiğin bal yapmayan arılardan kurulu bir yıldız topluluğusun ama bir araya geldiğinde tüm yıldızlar soluyor.

"Şımart bizi başkan, çıkart bizi baştan" pankartında kullanılan boyadan, kullanılan fırçaya kadar hepsi şimdi haklı ya da haksız Metris'te olan Aziz Yıldırım'ın 6-7 sene önce terk ettiği yönetim anlayışının kötü bir kopyası.

Sayın Yıldırım Demirören eminim Beşiktaş'ı benden daha çok seviyordur. Beşiktaş yenildiğinde benden daha çok acı çekip, daha fazla kafa yoruyordur. Ama Beşiktaş taraftarını dövdürmek, şahsi işlerin için Beşiktaş adını kullanıp yıldız futbolcuları AVM açılışına getirmek bizi ayıran şeyler Başkan.

Bu kronoji bir manidar. Beşiktaş - Deron Williams - Beşiktaş Milangaz...

Son olarak,

"Çek git başkan, çıkart bizi baştan"

30 Eylül 2011 Cuma

İyi, Kötü , Çirkin .. Kısa Bir Guti Hikayesi

Kabuslar ve rüyalar aynı şekilde biter. Birden uyanırsın, sarsılırsın ya da bir süre daha uyumak rüyaya kaldığın yerden devam etmek istersin. Ama her ikisi için de gerekli olan uykuda olmaktır ve Yıldırım Demirören'in en iyi yaptığı işlerden biri taraftarı uyutmaktır.

Guti transferi de rüyadan kabus dönüşen bir yol izledi geçen sürede. Aslında bir Clint Eastwood filmi gibiydi geçen süreç ve bir süre daha böyle devam edeceğe benziyor.
  • The Good.. İyi...
27 Temmuz 2010 günü İnönü stadına gelen çoskulu taraftardan aldığı alkışı bir daha alamayan Guti için 20bin taraftar önünde attığı imza günlerce televizyonları, gazeteleri süsledi. Dünyanın en büyük takımlarından Real Madrid'ten CV'sinde 526 maç ve 75 gol ile geldiği Beşiktaş'ta Quaresma ile inanılmaz bir etki yarattı taraftar üzerinde.

Sezona iyi başlayan golleri ve asistleri ile çok kısa sürede sığınacak liman arayan taraftarın en güvendiği isimlerden oldu. Eski hocası Schuster ile eski günlerinden parçalar sunacağını umarken "Dayı" gitti Guti kaldı.

Sezon başında EkşiBeşiktaş blogunda yapılan ankette kaptan olması için yüzlerce kişi oy kullandı.
  • The Bad... Kötü...
Pastırma yazı çabuk bitti, sakatlıklar ile takımdan uzak kalmaya başladı. Yıldızlarla dolu Madrid kadrosunda bile bir önceki sezon 30 maç oynayan Guti, Beşiktaş'ta 23 maç oyanayabildi. İstatistik olarak en gol/maç ortalamasını Beşiktaş'ta tutturdu. Ancak Carvalhal ile birlikte Guti daha az süre almaya ve takımdan ayrı kalmaya başladı. Maçlar da Beşiktaş'ın zaafı haline geldi. Quaresma ile girdiği "en çok top kaybı" yarışmasında üstünlük sağlayacaktı ki sakatlandı ve sakatlığı geçmesine rağmen kadroda kendine yer bulamadı.
  • The Ugly... Çirkin...
İyi ve kötü kabul edilebilecek özellikler. Her futbolcunun ve insanın iyi ve kötü zamanları huyları, hareketleri olabilir. Ama çirkinlik işi çığrından çıkartan, hoş görülmemesi gereken durumlar yaratabiliyor.

Alkollü araç kullanırken yaptığı kaza ile gündeme gelediğinde Gökhan Emreciksin'i örnek gösterip olabilir böyle şeyler diyenler az değildi. Daha sonra oturduğu masadan insanlara "fındık,fıstık" attı. "Ne bakıyon lan" ile başlayan cinayetlerin olduğu ülkede birine birşeyler fırlatmak bence kabul edilebilir değil.

Son çirkinlik twitterdan yayıldı. Beşiktaş'ın Stoke City karşısında hormonlu bir futbolla beraberliği kurtarmaya çalıştığı dakikalarda Guti'nin resmi servis etmesi muhtemelen Guti'nin maç saatinden habersiz ve ilgisiz olması ile alakalı. Daha fazla birşey söylemeye gerek yok herhalde.

Rüyadan kabusa dönüştü Guti, ve taraftarın bu kabustan kurtulmasının tek yolu "uyanmak" tabi Sayın Başkan izin verirse.

28 Eylül 2011 Çarşamba

Futbol Güzeldir

Bu günlerin aksine futbol güzeldir.

Bir heyecana uyanmak, alelacele birşeyler yiyip kendini dışarı atmak güzeldir. Stada yürüyerek gitmek, kadroyu tahmin etmeye çalışmak güzeldir.

Mahallenin,köyünün, semtinin takımına aşık olmak güzeldir.

İzleyeceğin maçın çekirdeğini aldığın bakkalın çırağının sağ bek oynaması, tahta tribünlerde oturmak, çekirdeklerden önünde küçük tepeler yapmak güzeldir.Para değil harçlık karşılığında oynayan tanıdıkları izlemek. Yırtık formayla yedeği olmadığı maçı bitiren abileri izlemek güzeldir.

Toprak sahada bir sis bulutu ardında golü atanı seçmeye çalışmak, yanındaki arkadaşına sormak güzeldir.O sis bulutunun arasından gururla golünü hemen yanında oturan babasına armağan eden büyük hayalli genci görmek güzeldir.

Futbol seninse güzeldir.

Milyonlarca doların yeşiline toprağın kahve rengini tercih edenler için güzeldir futbol.

Store'u, kombinesi olmayan, taraftarın montla izlediği futbol güzeldir.

Kendimizi sıkıştırdığımız kokuşmuş düzen içinde fazla mı romantik kaldım bilmiyorum ama oturduğum semtin amatör futbol kulübünü izlemek bunları çağrıştırdı bende.

Bize sunulanla yetinmek zorunda mıyız? Daha saf futbol coğrafları elbette var ve mümkün.

Siz de hiç olmazsa bir kere alın sevdiğiniz birini maçına gidin semtinizin. O maç size "Futbol Güzeldir" dedirtecek.