31 Ekim 2009 Cumartesi

Elano'nun Oynadığı Brezilya Bir Orkestra İse Alex Oranın Sadece Şefi Olmalıdır.

Yazının ilk cümlesi size tanıdık gelebilir. "Alex, Türk futbolunun başına gelmiş en güzel 3-5 şeyden biridir."

Oynadığı futbol ile hem "spor" hem de "skor" basınını tatmin edebilen tek futbolcu belki de "O"dur. Zaman zaman takımı yavaşlattığı söylensede Sarı-Lacivertli forma ile çıktığı 221 maçta 106 atmak hiçte hafife alınacak bir şey değildir. Attığı goller ve yaptığı asistlerin puan karşılığı ona 2-3 sezon "yatma" kredisi vermesine karşın hala ilk günkü Alex'i sahada görüyor olmak Türk futbol severler için sadece bir şanstır.

Son 10 yıla baktığımızda nice yıldızları merdaneden geçiren Türk futbolu ve skor basını 2 isme diş geçirememiştir. Hagi ve Alex, gerek duruşları, gerekse futbolları ile Türk futbolunda bir çağı kapatıp bir çağı açmışlardır.

18 süper lig takımının 8 yabancı hakkı olduğu düşünülürse 144 futbolculuk bir yatak kapasitesi vardır Türkiye Süper Ligi'nin. Şu anda bu 144 oyuncudan sadece Alex bu otelin kral dairesinde oturmalıdır.

Fenerbahçe dışında Avrupa Kıtasında yolu Parma'ya düşen Alex, 5 maçlık bir seriden sonra ülkesine döndü. Fenerbahçe macerasından hemen önce 2004 Copa America'yı Brezilya forması ile kaldıran Alex, o zaman Taffarel ile Brezilya milli takımında oynayan/oynamış 2 oyuncudan biriydi ülkemizde.

Brezilya milli takımının, Türk futboluna bakışı 2002 Dünya Kupası yarı finalı ve Almanya'daki hazırlık maçından ibaret olduğu için Alex Fenerbahçe formasını giymeye başladıktan sonra Brezilya forması ile arası açıldı. Formayı sonkez 2005 yılında giyen Alex aradan geçen 4 sezon içinde bir daha o formayı giyemedi.

Beşiktaş'lı Bobo'nun bir maçlık performansının Beşiktaş üzerindeki olumsuz etkileri henüz geçmemişken, bu sezon yapılan flaş transferler, Brezilya milli takımından iki oyuncuyu ülkemize getirdi. Fenerbahçeli Dos Santos ve Galatarasay'lı Elano bu yıl ligimize renk katacak gibi gözüküyor.

Fenerbahçeli Dos Santos sürekli olmasa bile Brezilya kampının arada sırada konuğu olan bir oyuncu. Mevkidaşları arasında en zayıf halka olarak görünsede, kadroya çağırılmanın onurunu arada yaşayan futbolculardan.

Galatasaray'ın henüz patlamayan bombası Elano ise Alex'in tam 8 katı maça çıktı Brezilya forması ile. 41 kere formayı terleten Elano ve 5 kere Brezilya forması ile maça çıkan Alex'in süper lig performanslarını izlediğimizde aklımıza düşen tek soru "Alex neden milli takımda yok?"

2004 yılından Galatasaray'a geldiği bu sezona kadar Shaktar Donesk ve Man City formaları giyen Elano'nun forma giydiği maç sayısı neredeyse Alex'in bu zamanda attığı gol sayısına eşit. Arada bu kadar büyük bir verim farkı varken Elano, Josue, Gilberto Silva gibi oyuncuların girdiği bir takıma Alex'in girememsi sadece Dunga'nın Türkiye Ligine bakışı ile açıklanabilir.

Elano'nun da Türkiye'den "Milli takımda oynamak istiyorum, onun için de daha göz önünde olan bir ligte oynamak istiyorum" demeçleri vererek ayrılacağını düşünüyorum.

Alex bu Brezilya milli takımının ancak şefi olur.

20 Ekim 2009 Salı

Bedenimi Eğitme Lütfen...

Bu konu bir süredir yazıya dökülmeyi bekliyordu, Fatih Terim'in Türk futbolu hakkındaki tehşislerini koyduğu veda temalı basın toplantısında tekrar dillendirilince şimdi yazmak zamanıdır dedim.

Bu yazıyı okuyanların ve okuyacakların çoğu Beden Eğitimi dersini almış, askere gitmiş ya da gidecektir. Bu durumda yazdıklarımın bir anlamı olacağını düşünüyorum.

İlk okulda en sevmediğim dersti Beden Eğitimi. Resmi bayramların mezesi olmak adına yapılan yürüyüş çalışmaları ileride hava nasıl olursa olsun beyinleri önlüklerimizden daha siyah adamlar için montsuz, hırkasız bekleyişlerle stad köşerlerinde donmaya hazırlıyordu bizi. Yemyeşil çimlere basmak yasaktı. Tartan pistte "şeref tribünü" önündeyken başlar sağa dönecek şekilde yürümek zorundaydık.

"Kıt'a dur!" konumutunu ilk kez 2. belki 3. sınıfta duydum. Sonkez de yeşil kamuflajlar içinde askerde. Anladım ki o beden bunun için eğitilmiş.

Beden Eğitimi derslerinin seçmeli olması konusunda bir tartışmadır gidiyor. Sanki Elvan Abeylegese'yi beden öğretmeni Erhan hoca keşfetti. Eğer bu dersler asker ocağındaki acemilik devresinde insanlar zorluk çemesin diyeyse hiç gerek yok. Eğer ufacık çocuklar Vali, Kaymakam, Komutan önünden geçerken ayakları karışmasın diye bedenleri eğitilecekse seçilmesin bu ders.

"Sağa/sola çark" edeceksek varsın buradan çark edelim, kaldıralım bu dersi.

Adıyla hiç bir ilgisi olmayan, bedeni değil sivrilikleri eğitmek gibi bir misyon üzerinden yürüyen dersler, lise sıralarında test saati olacak şekilde mutasyona uğruyor.

Hangi okulda bu dersten sonra duş alabileceğiniz bir yer var?

Hangi okulda öğrencileri yetenekli oldukları branşa yönlendirecek çeşitlilikte hoca var?

Futbolcu gençlerimizin ne kadarı okul-futbol ayırımında ikisi birden diyebiliyor?

Basket sahası, kapalı spor salonu kaç okulda var?

Yarım yamalak işler üzerinde uzmanlaşma konusundaki inadımızı kırmalıyız artık. Ya tam yap, ya hiç yapma noktasına ne zaman geleceğiz?

Bedeni eğitmekten önce kafayı eğitmek gerekiyor.

FutboLise, LiseBasket gibi yetenek sınavı ile öğrenci alan okul yapılandırması yakın gelecekte zor görünüyor ancak insanları spor-okul ikilemine sokmadan bu işi kıvırmalıyız.

11 Ekim 2009 Pazar

Fatih Terim! Bu Filmi İzlemelisin...

Eğer henüz Damned United'ı izlemediyseniz bence bu yazıyı okuyarak vakit kaybetmeyin. Bir an önce filmi edinip, izlemeye koyulun.

Aslında blog gündemi bundan çok farklı. Fatih Terim, maçların farklı saatlerde oynanması vs. gibi konular kaynıyor kazanda ama bu filmin gümbürtüye gitmesini istemiyorum. Aslında filmi sindirerek izleyen herkes Türk futbolunun bugün neden burada olduğu konusunda çıkarımlar yapabilir.

Film hakkında fazla detay vermeyeceğim ancak şunu söyleyebilirim. İzlerken aklıma Tigana, Bülent Korkmaz, çokça Aragones ve Milan'daki Terim geldi.

Gündemin en fazla yer kaplayanı Terim'e filmi oturup sakin kafa ile izlemesini tavsiye ediyorum. Rijkaard'te izlerse çok iyi eder bence.


Damned United, izlediğim en iyi 3 futbol filmi arasına girer. Ha belki filmi yeni izlemiş olmanın subjektifliğe takılıyor olabilirim ancak muhakak izlenmesi gereken bir film. Öncelikle Goal 2 ve Goal 3 'teki gibi devamlılık hataları yok. Bu kısım sonradan eklenmiş, bu kısım orjinalmiş demiyor, tamamen filmi izliyorsunuz. Günümüz futbol çarkının nasıl bu günlere geldiğini de anlatıyor film.

İyi seyirler.

9 Ekim 2009 Cuma

Turkcell Süper Lig'in Diğer Ligler Karşısındaki Durumu

Ligimizin kalitesi hakkında yazılıp çizilenleri bir araya getirdiğimizde aklıma bir soru takılıyor. Ligimiz kaliteli mi?

Kalite, özellikle birinin ak dediğine diğerinin kara dediği bir medya ortamında nasıl ölçülür pek bi fikrim yok. Biraz arşiv çalışması, biraz da öznel yargılarla bir kaç lig ile karşılaştırma yapmak istiyorum.

Kaliteyi ölçmek için öncelikle "kalitenin standartlarını" belirlemek gerekir. Maç başına gol, topun oyunda kalma süresi, yapılan fual, görülen kart, yabancı oyuncuların mantalitesi vs. vs.

Ama bence bizi Avrupa'da en kaliteli 6. lig yapan takımların hedefleridir. Ligte takımların hedefi oldukça, var oldukları ligin kalitesini artırırlar.

Bir ligte şampiyon olmak için 2.den bir puan fazla yeterlidir. Lig 2.si ile şampiyon arasındaki puan farkı arttıkça kaliteli olan lig değil şampiyon takımdır. Bir ligin kaliteli olması ile zevkli olması arasında bir bağlantı muhakkak ki vardır ancak her kaliteli lig zevkli olmayabilir.
Dünyanın en kaliteli ligi olarak görülen EPL'ye bir göz atalım. Mevzuya parasal yönden bakarsak Premier Ligin üstünlüğünü peşinen kabul etmiş oluruz. Ancak son 5 sezon ortalamaları göz önüne alındığında Premier Ligte şampiyon olmak için alınması gereken puan 2,23. Yani 5 maçta 11 puan almak gerekiyor. Böyle olunca 5 maçta 3 galibiyet 1 beraberlik bile yetmiyor şampiyonluk için. 5 maçta 3 galibiyet 2 beraberlik gerekli en az.

Küme düşme hattına bakacak olursak, lige tutunmak için maç başına 0,95 puan gerekli. 5 maçın tamamında berabere kalmak yahut 1 galibiyet 2 beraberlik gerekli bu da 5 maç için 2 maç mağlubiyet kredisi veriyor takımlara.

5 sezonun ortalamasına baktığımızda şampiyon ile ikinci arasında 6,6 puanlık fark oluşmuş lig sonunda. Bu da şampiyonun genel olarak ligin bitime 3 hafta kala belli olduğunu gösteriyor.

Premier Ligte 7 takım Avrupa Kupalarına katılma hakkına sahip. Avrupa'ya gitme mücadelesinde genelde 10 takım mücadele ediyor ve Avrupa Kupalarına gidecek son takım genelde son hafta belli oluyor.

Premier Ligte son 3 sırada yer alan takımlar lige veda ediyor. Ve yine ligte kalmak için genelde 5 takım mücadele ediyor. Yani Premier Ligte 15 takım bir hedef için mücadele ediyor. Bu da 20 takımlı ligte takımların %75'inin hedefi olduğu anlamına gelir.

Premier Lig şampiyon olmak için maç başına alınması gereken puanda 2,23 ile en çok puanı gerektiren ülke, kümede kalmak için ise alınması gereken 0,947 puan ile 6 lig içinde en düşük olanı. Burada çıkan sonuç şampiyonluğa oynayan takımlar ile küşe düşmeme mücadelesi verek takımlar arasında muazzan bir güç farkı var.

Bir diğer seyrine doyum olmayan lig ise İspanya'nın La Liga'sı. Bir takımın teknir direktörü iseniz ve takımınıza La Liga'da şampiyonluk yaşatmak istiyorsanız maç başına 2,03 puan toplamalasınız. Bu da demektir ki 5 maçta 10 puan size yeterli olacaktır. Size 5 maçta bir malubiyet, bir beraberlik hakkı veriyor ki Premier Lig'te böyle bir hakkınız yok. La Liga'nın da şampiyon ile ikinci arasındaki puan farkı 6,6 ortalama olarak. Yani şampiyon genelde son 3 haftada netlik kazanıyor.

Yönettiğiniz takım ile amansız bir kümede mücadelesinin içindeyseniz, maç başına 1,052 puan çıkartmak zorundasınız ortalamada. 5 maçta 5 beraberlik bile yetmiyor. Nispeten takımlar arasındaki güç Premier Lig'e dengeli gibi görünüyor.

La Liga'da 7 takım Avrupa Kupaları vizesi alabiliyor ve geçen sezon 8 takım bu vizenin peşindeydi. Küme düşme potasında ise 8 takım ligte kalmak için mücadele etti. Yani 20 takımlı ligin 16 takımı bir hedef uğruna maçlara çıktılar.
Serie A'nın izlenebilirliği Kaka'nın ve İbrahimoviç'in La Liga'ya transfer olmalarıyla sorgulanmaya başladı ancak şampiyon olmak gerekli puan La Liga ile neredeyse aynı; 2,02. Yani 5 maçta 3 galibiyet 1 beraberlik ile mutlu sona ulaşmak mümkün.

Ligte kalmak için gerekli puan ise 5 senenin ortalamasına bakıldığında kalbur üstü 6 lig arasında Premier Ligten sonra en düşük olanı. Ligte kalmak için 0,973 puan almak yeterli. 5 maçta 5 beraberlik yahut 1 galibiyet 2 beraberlik lige tutunmaya yetiyor. 5 maçta 2 galibiyet ile kendinizi, 20 takımlı ligte 12/13. sırada bulabilirsiniz.

İtalya liginde şampiyon ile 2. arasındaki puan farkı ise 9,8. Yani şampiyon, ligin bitimine 4 hafta kala kupasını kaldırabiliyor.

Bundesliga şampiyon olmak için maç başına 2 puandan az almanızın yeterli olduğu ilk ülke. 1,99 puan ile şampiyonluk hayal değil. Şampiyon olmanın puan olarak ederinin düşük olması ligi sürprizlere açık bir hale getiriyor. 5 maçta 3 galibiyet 1 beraberlik şampiyonluk için yeterli sonuçlar. Şampiyonluk gibi kümede kalmanın puan karşılığıda biraz önce değindiğimiz liglere göre daha düşük. 0,988 puan ile lige tutunmuş son 5 sezonda takımlar. 5 maçlık serilerde 1 galibiyet 2 beraberlik ile takımlar ligde kalabiliyorlar. Biraz daha başarılı bir performans takımlara Avrupa kapılarını açabiliyor.

Şampiyon ile ligi 2. bitiren takım arasındaki puan farkı 5 sezonun ortalamasında 7. Bu da demektir ki, lig şampiyonu son 2 haftaya girildiğinde belli oluyor.

Fransa Ligi belki de istatistiklerin en ilginç olduğu lig. Şampiyon olmak için 1.88 puan gerekli iken 1.031 puanın altında almak sizi tutmuyor. Yani namağlüp olarak lige veda etmek mümkün. Lyon'un ligteki ambargosu sayesinde lider ile 2. arasındaki puan farkı genelde 10 puan civarında oluyordu. Buda gösteriyor ki Lyon dışındaki takımları katagorize ederken terazinin çok hassas olması gerekiyor. Lyon'dan önceki dönemde 6 sezonda 6 farklı şampiyon çıkmasıda bu puan farkının mu kadar az almasının bir diğer açıklaması.
Ve ligimize bakacak olursak Türkcell Süper Lig, Premier Ligten sonra en yüksek şampiyonluk puan ortalamasına sahip. son 5 sezonda sadece 3 büyükler şampiyon olsada 2,13 puanı tutturmak gerekiyor. 10 maçta 6 galibiyet 2 beraberlik 1 mağlubiyet demek. Yani ligte 3 ya da 4 mağlübiyet hakkınız var.

Küme düşme potasında ise en yüksek 2. ülke Türkiye. İspanyada ligte kalmak için 1,073 puan gerekirken ülkemizde 1,052 almak gerekiyor. Yani namağlup ligten düşmek mümkün.

Bu verilerden liglerin kalitesine kesin anlamda ulaşmak tabi ki mümkün değil ancak mücadele ligin kalitesini direkt etkileyen bir unsur. Puan mücadelesi olarak Almanya ve Fransa liglerini geride bıraktığımızı söyleyebiliriz.

Maç başına atılan gol sayıları, topun oyunda kalma süresi, futbolcuların kalitesi gibi unsurlarıda göz önüne alarak bir değerlendirme yapmak tabiki daha anlamlı olacaktır. Ayrıca saha dışı faktörlerde ligin kalitesini doğrudan etkileyen faktörler. Stadların güzel, temiz, güvenli olması maç günü gelirleri hatrı sayılı şekilde artırıyor ki burada birinci sıraya şüphesiz Premier Lig'i koymak gerekir.

Bir ligin gelirleri arttıkça, o lige gelen futbolcuların kalitesi artmakta.

Şu anda bir seçim yapmalıyız. Ya kendi kaliteli futbolcularımızı yetiştireceğiz ya da 18 takımın 144 yabancı futbolcu transfer hakkını düzgün kullanmasını dileyeceğiz. Ülke futbolunun 6+2 kuralı ile kitlenmesi, sürekli kirlenmesi karşısında biran önce birşeyler yapmak gerekiyor.

8 Ekim 2009 Perşembe

A-2 Ligi Maçları Neden Tv'de Yok?

Yeni bir oluşumla PAF yani profosyonelliğe aday futbolcu ligi kaldıralarak yerine A-2 ligi kuruldu. Bu oluşumun sadece isim değişikliği olmaması için yapılması gereken bir kaç şey var.

Örneğin İngiltere'de rezerv lig adı altında oynan ligte yaş sınırlaması yok. Yani Owen sakatlıktan sonra maç eksiğini kapatmak için gençlerle birlite maça çıkıyor. Bu maçların çoğuda Tv de yayınlanıyor.

Benim aklıma takılan bugün gazetelerde gördüğüm bir haberdi. "Galatasaray - Bolu maçı GSTv'de" başlığıyla verilen haber bence önemli. Biz bu gençleri, geleceğin futbolcuları olarak görüyorsak, ilerideki mevcut problemleri şimdiden belirleyip onların üstesinden gelme yollarını öğretmeliyiz.

Bu anlamda ben A-2 liginin Tv'de canlı yayınlanmasını oldukça önemsiyorum. Baskı altında hızlı düşünme, tanınma, popüleriteyi kaldırabilmek gibi pek çok sıkıntı yaşayan futbolcuların genç yaşta Tv'ye alışmaları en azından toplum baskısını kaldırabilme adına yararlı olabilir.

4 grupta oynanan maçlarda, Ege Grubunda maç başına 3.91, Güney Grubunda maç başına 4,04, Kuzey Grubunda 3,16 Marmara Grubunda ise maç başına 3,56 gol ortalaması var. Ortalamaların yüksekliği, futbolun meyvesi için gerekli şartların büyük ölçüde sağlandığını gösteriyor.

Önümüzdeki sezon Süper Lig maçlarını şifresiz yayınlayacağı dilden dile dolaşan Trt bu iş için biçilmiş kaftandır. Gereksiz pek çok kanallarından birinde maçları gayet güzel verebilir. Hatta Trt3 ü, TrtFutbol yahut TrtSpor olarak değiştirerek işe başlayabilirler.

23 yaş altı futbolcuların gelişimi için oldukça yaralı olacaktır bu lig. 23-25 yaş arası 3 futbolcuya izin verilmesine karşın 25 yaş üstü futbolcuların maçlara çıkması yasak. Gönül isterdi ki 25 yaş üstü futbolcularda maçlar görev alabilirsin. Fenerbahçe'li Fırat Gül, Alex ile bir maça çıkmanın ayrıcalığını yaşıyabilsin. Delgado, Serhat Kaya'nın asistiyle attığı gol için onu kutlasın. Servet oyundan çıkarken kaptanlık bandını Dino Ömeroviç'e versin.

A2 Ligi için şu anda hepimiz umutluyuz. Meyveleri ne zaman toplamaya başlayacağız bakalım?