
Dün gece hafif bir yağmur altında Haliç'in kıyısında Sütlücedeki halı sahadaydık. Satış ekibinin oluşturduğu beyaz takım ile muhasebe ağırlık mavi takım kozlarını paylaştı. Bu maç aynı zamanda bu hafta sonu oynanacak Beşiktaş - Fenerbahçe maçına da bir göndermeydi. Favori her zaman kazanamaz.
Beyaz takım Oktay,Fatih,Volkan,Cenk,Tuna,İhsan ve Serdar'la maça başlarken, Mavi takım Tayfun,Murat, Çağrı,Tuncay,Kerem(Cihan),Umut ve Deniz'den oluştu.
Genel olarak topa hakim olan ve bol pas yapan beyaz takım maçın hemen başında Tuna ile golu buldu. Futbol adına doğruları belki de sürekli birlikte oynadıklarından olsa gerek beyaz takım yaptı. Benimde oyuncusu olduğum mavi takım ise genelde kişisel beceriler ve uzun toplarla gol aradı. Bu maçtan çıkacak en önemli sonuç doğruları fazla yapan değil yanlışları az yapan takımın kazanması.
Gecenin en güzel golünü beyaz takımdan Volkan attı. Sağ kanattan gelen ortaya "voleşata" ile muhteşem bir vuruş yaptı. Mavi takımdan Deniz'in kafa ile attığı gol de 12 gol içinde en güzel 2. goldu.
Maçın vukuatsız geçmesinin en büyük sebebi ise tarafsız düdükleri ile Doğan Babacan'ı andıran Şaban Bayrak'tı. Saha içinde bir otorite olması gereksiz gerginliklerin önüne geçti.
Çağrı,Deniz,Umut üçlüsünün ilerideki performansına defansta ayak uydurunca önce fark kapandı, ardından mavi takım lehine açıldı.
Beyaz takım Fatih'in sert şutlarında kaleyi bulamadı, net 2-3 pozisyonu da harcayan beyaz takım bu sonuca razı oldu.
Maçın sonlarına doğru dizinden sakatlanan Tuna'ya geçmiş olsun diyoruz.
Maç sonunda Babacan hakem Şaban Bey'in dağıttığı tatlılar sahadaki bütün yorgunluğu aldı.
30 Nisan 2009 Perşembe
Az Hata Yapan Kazanır
29 Nisan 2009 Çarşamba
Paul Gascoigne - Gazza
Eski zaman. Adsl yok. 33600 modemlerle, bilim kurgu filmi efektleri arasında bağlanıyorduk internete. Masaüstünde duran MIRC simgesine tıklamak için sabırsızla bekliyorduk o iğrenç sesin bitmesini. Ve sıra o sanal aleme dalmaya geldiğinde bir takma isim seçmek gerekiyordu. 5 harfe bastım tereddütsüz. "GAZZA"
Gazza'yı ilk kez İtalya 90'da ağlarken görmüştüm. O zamanlar futbol bizim için iki taştan yapılmış kalenin içine plastik topu sokmaktan ibaretti ve iyi oynayanların mutlak mevkisi forvetti. Ama Gazza orta sahalarında gol atabileceğini öğretmişti bana. İleri ki zamanlarda futbolu daha iyi kavradıkça Gazza'ya olan hayranlığım da arttı. Hem İngiliz olup hem de teknik olmak kendisine özgü bir özellikti. Çünkü bize sadece Brezilya ve Türkiye'nin teknik olduğu öğretilmişti.
1985 yılında Newcasle ile sözleşme imzalayarak futbol hayatına başlayan Gazza, 1988 yılında rekor bir ücretle Tottenham'a transfer oldu.İtalya 90'da gösterdiği performansla takımını yarı finale kadar taşıdı. Daha sonradan öğrendim ki o televizyonda ağlayan Batı Almanya maçında kırmızı kart gördüğü için ağlamıştı. İngiltere milli takımında oynadığı 50 maçta 17 gol atan Gazza 1992 yılında Lazio'ya transfer oldu. 43 maçta 6 gole imza atan Gazza İtalyada 1995'e kadar futbol oynadı. Pek parlak geçmeyen İtalya yıllarında 94-95 sezonunda fazla görev alamadı ve İtalya'daki son sezonu oldu.
Lazio'dan ayrılan Gazza, G.Rangers'a transfer oldu. İlk sezonunda Aberdeen ile oynanan şampiyonluk maçında 1-0 yenilgiden yaptığı hat-trick ile takımına şampiyonluğu getirdi.Bir sonraki sezonda da takımını sırtlayan Gazza şampiyonluğun yanına Lig Kupasını da ekledi. Ranger formasıyla çıktığı 70 maçta tam 30 gol attı Gazza. 97-98 sezonunda IRA'dan altığı tehditler yüzünden Rangers'tan ayrıldı.
Amerika 94'ü sakatlığı yüzünden pas geçen İngliz, Euro 96'da Rangers'taki performansı sayesinde kadroda kendine yer buldu. İkinci maçta İskoçya'ya turnuvanın en güzel golünü attı.Grubun son maçında ise Hollanda'yı 4-1 yendikleri maçta 2 asistle maçın yıldızı oldu. Çeyrek finalde İspanya'yı geçen Gazza'nın takımı tarihi tekerrür ettirdi ve İtalya 90'da yarı finalde penaltılarla elendikleri Almanya'ya aynı şekilde elenmekten kurtulamadı.
1998 yılında Tuncay'ın şu anda formasını giydiği Middlesbrough'a geçti ve aynı sezon takım Premier Lige çıktı.Daha sonra 2 sezon Everton ve bir sezonda Burnly forması giyen Gazza Amerika ve Çin maceralarının sonrasında futbola veda etti.
Çılgınlıkları ve hırçınlıkları her zaman futbolunun önüne geçti. Saha içindeki zekasını saha dışında sanki kaybediyordu. George Best, Gazza için IQ'su forma numarasından daha küçük demişti. Şu anda alkol problemi yaşayan finansal açıdanda tam anlamıyla batmış durumda. Yine de her zaman sempatik olmayı başarmış futbolcu olarak hafızalara kazınacak. Bir kaç taşkınlığını yazmazsak Gazza'nın bir yarısını hatta yarısından fazlasını atlamış oluruz.
İngiltere adına milli maç oynadıktan 1 saat sonra milli forma ve kramponlarla pub'ta görüldü.
Lazio'da oynarken kendisinden yorum istendiğinde mikrofona büyük mutlulukla uzunca geğirdi ve 9 bin pound ceza aldı.
En iyi arkadaşı Jimmy Gardner'a bir travestiyle randevu ayarladı ancak Gardner onun travesti olduğunu bilmiyordu.
Kendine kart gösteren hakemin koltuk altını kokladı.
Hakemin düşen sarı kartını alıp hakeme gösterdi ve doğal olarak kart doğru ele geçince sarı kartı gören kendi oldu.
Üzerinde sadece çoraplarla Middlesbrough kantinine gidip öğle yemeği siparişi verdi.
Rangers'da oynarken uyumakta olan arkadaşı Richard Gough'un üzerine işedi.
Lazio'da oynarken Roma'da ayağa kalkıp, gazetecilerden tam sessizlik istedi ve sonra çok gürültülü bir şekilde gaz çıkardı.
25 Nisan 2009 Cumartesi
Ben Sana Futbolcu Olamazsın Demedim...
Yazılı basında skandal manşetlerinin kahramanları yıldan yıla değişse de içerik olarak yaşananlar genelde aynı. Üzerine filmler yapılmış, “milli futbolcuyum sürünüyorum devlet bana para versin” belgeselleri çekilmiş ama sonuç maalesef bu güne kadar hiç değişmemiş.
Şu sıralar Arda, Sabri, Batuhan manşetlerin özneleri. Geçmişte Sergen, Yusuf, Tarık gibi futbol dışı olaylarla gündeme gelen futbolculardan sadece birkaçı futbol yaşantılarının sonunda hedefi düşmemek olan bir takımda yer aldılar.
Türkiye’nin en sempatik futbolcusuyken en itici futbolcusu olmayı başaran Arda Turan, geleceğin Hakan Şükür’ü iken şimdi diskoteklerin aranan futbolcusu olan Batuhan, Sabri için iyi bir şey bulamadım ama militan ruhlu bir futbolcu...
Türkiye'de üniversite mezunu futbolcu sayısının azlığından kaynaklanan sorunlardan biri de futbolcunun yaşadığı değişime ayak uydurmakta zorlanması. Kolej veya Anadolu Lisesinde okuyan öğrencilerin futbolu birincil meslek olarak seçememeleri talebi daha çok varoşta yaşayan çok çocuklu ailelerin fertleri ile doyuruyor.
Teknik, taktik, fizik antremanları alan oyuncular mental olarak eksik kalıyorlar. Sadece futbol topu ile ilgili eğitim almak futbolcunun gelişiminde yetersiz kalmaktadır.
Nasıl orta yapılacağını öğrenen bir genç futbolcunun, kazandığı parayı nasıl harcayacağını öğrenmediği zaman yapacağı orta sayısı ister istemez azalacaktır. Kulüp tesislerine antreman için gidecek parayı bulamazken birden para ve şöhrete kavuşan futbolcuların buna önceden hazırlanması gerekir.
Gönderen
Kerem Akbaş
zaman:
4/25/2009 03:24:00 ÖS
3
yorum
Etiketler: Adam Olacak Çocuk, Arda, Emre, Para, Sabri, Şöhret
"Sövmeyen Barınamaz" Vol:1 - Rasim KARA
Türk futbolu sayıp söven, maço tipli hocalardan çok hoşlanıyor. Türk Milli Takımı’nın hocası bir basın mensubunun bıyıkları ile ilgili fantaziler kuruyor ve yine de o koltukta oturuyorsa demek ki “sövmeyen barınamaz”
Basiretsiz yöneticilerinin klavuzu olmuş bu söz öbeğine uyan ilk hocamız; Rasim Kara.
Rasim Kara 10 Haziran 1950 ‘de Eskişehirde doğdu. Kariyerine UşakSpor’da başlayan Rasim Kara sırasıyla Bursaspor ve Beşiktaş’ta kalecilik yaptı. 1984’te futbolu bırakıp teknik adamlığa soyundu. Bir süre Antalyaspor’u çalıştıran Rasim Kara daha sonra Türk Milli Takımında Fatih Terim ile birlikte çalıştı. 96 Avrupa Şampiyonasından sonra Fatih Terim’i alan Galatasaray yönetimine nazire yaparcasına Beşiktaş yönetimide Rasim Kara ile anlaştı. Rasim Kara ile iyi bir sezon geçiren Beşiktaş o sezon ligi ikinci sırada tamamladı. Avrupa kupalarında ise en iyi sezonlarından birini geçirdi. O sezon kadroda Mrmiç, Yankov, Amokachi gibi yabancı oyuncuların yanı sıra , Ertuğrul Sağlam, Sergen Yalçın , Mehmet Özdilek , Recep Çetin, Oktay Derelioğlu gibi pek çok kaliteli oyuncu bulunmaktaydı. Belki de Rasim Kara’nın en büyük şansızlığı şampiyonluğu kaptırdığı Galatasaray’ın o sezon Hagi’yi transfer etmesiydi.
Ligi 74 puanla ikinci bitiren Rasim Kara’nın görevine nedensiz, gereksiz, vizyonsuz bir şekilde son verildi ve yerine Benjamin Toshack getirildi.
Beşiktaştan ayrılan Kara sırasıyla Bursaspor,Çanakkale Dardanelspor, Rizespor, Kocaelispor, Yozgatspor ‘da görev aldı. 2002-2003 sezonu için Kanada’nın Ottowa Wizards takımıyla anlaşan Kara, 2004 yılında Azerbaycan’ın Hazar Lankaran takımını çalıştırmak için tekrar bir deniz ötesi yolculuk yaptı. 2007-2008 sezonunda Karabağ’ı çalıştıran Kara 2008 yılında Hazar Lankaran’a geri döndü.
10 sene boyunca Türk Milli Takımında yardımcı hocalık yapan Kara’nın Türk Futboluna en büyük hizmetlerinden biri dönemin birinci adamı Piontek ile birlikte ülkemize kaleci antrenörlüğü kavramını sokmasıdır.
Beşiktaş’tan ayrılması Türk Futbolu için büyük bir kayıp olarak görülebilecek Kara “Sövmediği için barınamayan”lardan. Belki de karizması yoktur, kim bilir…
Gönderen
Kerem Akbaş
zaman:
4/25/2009 02:12:00 ÖS
0
yorum
Etiketler: Azerbaycan, beşiktaş, Fatih Terim, Hazar Lankaran, Kanada, Karabağ, Ottowa Wizards, Piontek, Rasim Kara

