6 Ağustos 2012 Pazartesi

Fransa Yayın Gelirleri Dağılımı (2011-2012)

Fransa kendi içinden sürpriz bir şampiyon daha çıkarttı geçtiğimiz sezon. Kendini yeniden tanımlama ve konumlandırma konusunda elinden geleni ardına koymayan bir Paris SG'nin domina ederek kazacağı bir lige çomak soktu Montpellier.

Ligi şampiyon bitirmesine rağmen Montpellier yayın gelirlerinin dağılımında ancak 6. sırayı alabildi. Fransız modeli yayın gelirleri dağılımı belki de en adil diyebileceğimiz sistemlerden biri. 

  • Gelirin %50'si lige katılan 20 takıma eşit olarak dağıtılıyor. Takım başı 12,7 mio €. 
  • Kalan %50'nin yarısı takımın sezon içinde gösterdiği performansa göre -ki Montpellier bu sezon 18.2 mio € aldı- , 
  • %5 ise kulübün son 5 yıl içinde gösterdiği performansa göre dağıtılıyor. 
  • Geriye kalan %20 ise kulüplerin 5 yıldaki seyirci ortalamasına göre paylaştırılıyor.



Fransa sürpriz şampiyon çıkartma konusunda uzman bir lig. Hal böyle olunca son şampiyonun son 5 sezon performansında aldığı pay ancak yarım milyon € oluyor. Ayrıca küme düşen takımlara o sezon için performans primi verilmemesi de oldukça tartışılır. Bence güzel uygulama.

Hangi modelin daha iyi olacağını daha çok konuşacağız belki ama bizim en çok kazananımız bu liste de 9. sırada ancak kendine yer bulabiliyor.

Facebook Futbol Endeksi (Nisan 2012)

Sosyal medya konusunda pek çok tez, bu mecranın çok güçlü olduğuna vurgu yaparak tamamlar son paragrafını. Artık insanlar bir konu hakkında bilgi sahibi olmak istediklerinde, gazetelerin internet sayfaları yerine Twitter ya da Facebook'a göz atıyor, en hızlı bilginin bu kanallardan geldiğini düşünüyor ve doğruluğu konusunu pek de dert etmiyor.

Bu sosyal medya futbol kulüpleri için de taraftarına dokunma noktası bir nevi. O takımın Facebook sayfasına yorum yazan kişi bu yorumun birileri tarafından okunacağına emin ve psikolojik olarak altına olumsuz bir yorum da alsa okunan ve üstüne yorum yapılabilen bir şeylerden söz etmiş olmanın mutluluğunu yaşıyor.

Nisan ayı verilerine göre Facebook 838milyon kullanıcıya sahip ve bu toplam internet kullanımının %40'ına tekabül ediyor.Bu kullanıcıların 189 milyon tanesi tuttuğu kulübü Facebook üzerinden de destekliyor. Facebook'ta orjinal hesabı olan kulüplerin fan sayılarını Forbes listelemiş. İlk 10'da iki Türk takımı var. 


1 Ağustos 2012 Çarşamba

Futbol Taraftarı Harcama Eğilimi Anketi


Futbolun geldiği noktada taraftarın tanımlaması da değişti Eskiden atkısını boynunu dolayıp, dilinde tezahurat ile stadlarda yerini alan kişiler taraftar iken; yeni dünyanın yeni futbolu yeni bir taraftar modellemesine ihtiyaç duydu. Rekabet için kulüplerin daha fazla kaynağa daha fazla kaynak için de daha fazla harcama taraftara ihtiyacı var.

Futbol kulüplerinin gelirleri üç ana başlık altında toplanır. Yayın gelirleri, maç günü gelirleri ve ticari gelirler. Yayın gelirleri ülkemizde son dönemlerde kulüplerin ana gelir kaynağı olurken Fenerbahçe ve Galatasaray yeni stadları sonrası maç günü gelirlerinde de hayrı sayılır bir gelişme sağladı ancak yayın gelirleri yayıncı kuruluşun verdiği para, maç günü gelirleri ise stadın kapasitesi ile sınırlı. Durum böyle olunca ticari gelirler doğrudan kulübün sunduğu hizmet yelpazesi ile sınırlı oluyor ve diğer iki gelire göre artırılması görece daha kolay. Ancak ülkemizde bu sınırlı kalıyor.

İnternet üzerinden yaptığımız “Futbol Taraftarı Harcama Eğilimleri” anketi ile futbol taraftarına 20 tane basit soru sorduk. Genel olarak kulüplerinin ticari gelirlerini oluşturan unsurlar hakkında neler düşünüyorlar öğrenmeye çalıştık.

Öncelikle anketimize katılan ve tüm sorulara cevap veren 2830 kişiye teşekkür ediyoruz.

Anketimize katılan insanların sadece %43,68’inin evinde Lig TV var.Geri kalan %56,31 maçları ya canlı takip etmiyor ya da başka yerlerde başka şekillerde taraftarı olduğu takımın maçını izliyor.  Gelir düzeyinin yayın abonesi olmak ile doğrudan bir bağlantısı görünmüyor. Aylık geliri 0-1000TL olanların %23,05’i yayın aboneliği bulunurken , aylık geliri 5000-15000TL olanların sadece %18,18’i yayın aboneliği sahibi.


Kongre üyeliği ve kulübün geleceğinde bir oyla da olsa söz sahibi olma durumunda ise taraftarın oldukça çekingen oldukları görünüyor. Ankete katılan 2830 kişiden tuttuğu kulübün kongre üyesi olanların sayısı 252.  Bu da ankete katılanların sadece %8,93’ü demek. Ve kongre üyesi olanların %92’sini de Trabzonspor, Fenerbahçe ve Beşiktaşlılar oluşturuyor.

Kongre üyeliği taraftarlığın belki de bir adım olarak tanımlanabilir. Kulübün başkanını seçmekten tutun da yönetimin mali ve idari açıdan ibrasına kadar pek çok hak tanıyor. Bu hakkı kullanması konusunda taraftarını işin içine katmak konusunda en rahat davranın kulüp Trabzonspor.  En uygun giriş ücreti, en uygun aidat ve en az prosedür Trabzonspor’da. Beşiktaş ise yeni yönetim ile birlikte yeni bir yapılanma istiyor. Bu sebeple 2binTL olan giriş ücreti 1.200TL’ye düştü. Yetmez ama evet denilebilir bu karar için.

Taraftarı olduğunuz kulübün kombine kartına sahip misiniz diye sorduğumuz 2830 kişiden sadece 968 kişinin cevabı evet oldu. Bu da toplam içinde %34,32’ye denk geliyor. İlk bakışta bu oran düşük görünse de aslında oldukça makül ve kabul edilebilir bir oran.


Bir kulübün satabileceği kombine kart miktarı stadının kapasitesi ile sınırlı iken sahip olduğu taraftar bundan çok daha fazla. Kulüplerin önemli gelir kaynaklarından biri olarak sadece kasaya giren para değil aynı zamanda birlikte başarma güdüsü için de önemli seyirci. Seyircisiz maçlarda evsahibi takımlarım kazanama oranı seyircili maçlara çok daha düşük. Bunda ana faktörlerden biri de taraftarın takım ile birlikte oluşturduğu sinerji. Bizim gibi duygusal yaklaşımı yüksek ülkelerde taraftarın baskısı sonucu alınmış pek çok maç arşivlerde.

Kulüplerin bir diğer gelir kaynağı da yurtdışında yıllardır uygulanan ama ülkenizdeki mazisi çok eski olmayan taraftar ve kredi kartları. Bu kartların taraftara sunduğu ayrıcalık arttıkça sahip olma sayısı da artacaktır. Ama mevcut durum içinde taraftarı olduğu kulübün kredi kartına sahip olanların sayısı anketimizde yüksek sayılabilecek bir oranda. Cüzdanında taraftarı olduğu kulübün kartı olan futbolseverlerin sayısı ankete katılanların %42,27’si oranında.  Peki bu kartlar kulübe ne kazandırıyor. Kart uygulamasında Fenerbahçenin açık ara üstünlüğü görünüyor. Asnkete katılan Fenerbahçe taraftarının %70’inin cüzdanında takımına ait bir kart bulunuyor. Onu %47 ile Galatasaray taraftarı izliyor.

Özellikle Bonus ile ortak yapılan taraftar kart projelerinde, o kart ile yapılan her 1000TL’lik alışverişin 3TL’si  kulübe kaynak olarak gidiyor. Ayrıca kart sahipleri bilet almada öncelik, kulübün mağazalarında ek taksit, kongre üyeliğinde taksit imkanı gibi bir takım avantajlara sahip olabiliyor.

Kulüplerin en az gelir beklediği ve haliyle en az sattığı şeylerden biri de kulüplerin telefon hatları. Anketimize katılanların sadece %18’i kulübünün telefon hattını kullanıyor. Anketimiz internet üzerinden yapıldığı için bu sayının normal bir anket yönteminde çok daha düşük çıkacağı muhakkak.


Örneğin Beşiktaş geçtiğimiz sezonun ilk 9 ayında iletişim faaliyetlerinden (KartallCell, modem, internet) satışından 637binTL gelir elde etti. İlk bakışta yüksek bir rakam olarak görünsede toplam gelir içindeki payı %5 civarında kalıyor. Tüm operasyonun operatör üzerinden döndüğü bir sistemde kulüplerin net kar marjının %1-2 arası olduğu düşünülürse Beşiktaş’ın sadece malın satışından karı 6,3binTL oluyor.

Kulüplerin resmi yayın organlarına düzenli abonelik yaptıran taraftar sayısı ankete katılanların %26,52’si düzeyinde. Burada bu yayın organlarının kalitesinden ziyade taraftara ulaşmada kullandıkları yol çok önemli. Ayrıca bunu bir para kazanma aracı olarak mı kullanacaklar yoksa taraftar ile kulüp arasındaki bilgi akışını düzenleyecek ve yoluna koyacak bir araç araç olarak mı kullanacaklar?


Peki bir taraftar neden kulübünün yayın organı yerine medyadaki diğer seçeneklere yönelir? Burada ayrım dergilerin içeriğinin futbol taraftarını cezb etmemesi. Futbol taraftarı genel olarak mümkünse yarın ki gazeteyi şimdiden okumak isterken aylık bir dergiyi takip etmek konusunda isteksiz oluyor.

Kulüplerin ticari gelirlerinde en fazla yer tutan ürün forma. Anketimize katılanların %56’sı bir seon içinde bir ya da fazla forma ile kulübüne destek oluyor.  Asla forma almayacağını söyleyenlerin oranı ise %5. Ankete katılanların %39’u ise 2 ya da 3 sezonda bir forma satın alarak kulüplerine destek oluyorlar.

Forma alarak takımına destek olma konusunda Fenerbahçe %59 ile birinci sırada. 100 Fenerbahçe taraftarından 59 tanesi her sezon en az bir forma alıyor. Fenerbahçeyi %57 ile Galatasaray izliyor. Trabzonspor %53 ile üçüncü sırada yer alırken, her 100 Beşiktaş taraftarından sadece 50 tanesi her sezon en az 1 forma alıyor.

Forma dışında kalan lisanslı ürünlerde ise taraftarların katılımı %90 oranında. Hiç bir şekilde kulüplerin lisanslı ürünlerini almayan taraftarlar ise ankete katılanların %10’luk kısmını oluşturuyor.

Kulübün lisanslı ürünlerini sadece kendi için alanlar ankete katılanların %27’sini oluştururken, hediye ihtiyaçlarını lisanslı kulüp ürünü olarak alanların sayısı %5 civarından. Kulüp bazında baktığımda ise Fenerbahçe taraftarı yine birinci sırada. Her 100 Fenerbahçe taraftarından 95 tanesi yılda en az bir kere lisanslı ürün alıyor. Onu %92 oran ile Galatasaray taraftarı izliyor. Formadan farklı olarak bu sefer üçüncü sırada Trabzonspor taraftarı değil Beşiktaş taraftarı var. 100 Beşiktaş taraftarından 85 tanesi lisanslı ürün sahibi. Trabzonspor’da ise her 100 taraftardan 83 tanesinin lisanslı ürün sahibi olduğunu görüyoruz

Taraftarların yayın ve kombine dışında kulüplerinin lisanslı ürünleri için ayırdığı bütçeye baktığımızda ise 100TL-250TL arası ayrılan bütçenin katılımcıların %34’ünü oluşturduğunu görüyoruz. Takımı için hiç bütçe ayırmadığını söyleyenlerin sayısı ise asla forma almam diyenler ile aynı. %5.

Takımı için aylık 1000TL’nin üzerinde bütçe ayıran taraftar sayısı ise 108 yani katılımcıların %3,82’si düzeyinde.
Her ne kadar olağan üstü bir sezonun üzerine yapılmış bir anket olsa da bu konuda ankete katılanların fikrini de sorduk? Şike soruşturması ayırdığınız bütçeyi etkiledi mi?

%50 oranında bütçenin etkilenmediği görüldü. Futboldan soğuduğu için bütçesini azaltan %25’i, takımına daha fazla destek olmak için bütçesini artıran diğer %25 izledi.

 Ankete katılanlardan televizyonu olan takım taraftarına kulüplerinin televizyonunu izlemek için para ödermisiniz diye sorduk ve %60 oranında hayır cevabı aldık. Çünkü ankete katılanların %67’lik kısmı zaten televizyonlarının içeriğinden memnun olmadığını söylüyor.

Kulübünün televizyon kanalından öncelikli beklentisinin A takımdan haberler olduğunu söyleyenler %33 ile birinci sırada yer alıyor. %27 oranında taraftar ise yöneticiler ile daha sağlıklı bir iletişim kurulmasını istiyor kulübünün televizyon kanalında. %26 oranında kulübün altyapı takımlarına ait maçları canlı izlemek isterken kalan kısım ise amatör branşlardan haberler görmek istiyor.



Tüm bunların dışında yurtdışından bir takıma ait lisanslı herhangi bir ürün sahibi katılımcıların oranını %47 oranında. Asla Forma almam diyenlerin ise %2’si yurtdışından bir takımın lisanslı ürününe sahip.

Taraftarı olduğunuz kulübün hisse senetlerini borsada işlem görmesi durumunda satın alır mısınız diye sorduğuz kişilerin %56’si hayır cevabını verdi. Evet alırım diyenlerin oranı ise %44.

Ve son olarak katılımcılara tasarımlarını en beğendiğiniz firma hangisi diye sorduğumuzda Nike %49 ile birinci sırada yer alırken onu %36 ile takip etti. Puma ise %7’de kaldı.

Ankete genel olarak baktığımızda ticari ürün satışında taraftarı cezbedecek ürünler konusunda sadece forma satışlarının belirgin bir önceliği görünüyor. Ancak futbol düyasında kar marjı en düşük ürünlerden biri olarak çıkıyor karşımıza forma satışları.

Kulüplerin ticari ürün yelpazesini artırması yayın gelirlerine bağımlılığı azaltacak tek unsur. Bu yüzden iletişimden forma satışına taraftarı anlamak, sadece sunulan ile yetinmesini beklememek gerekli. Pazar artık ne istediğini bilen ve harcadığı paranın izini süren müşteriler ile dolu.

Taraftar artık harcadığı her bir kuruşun hesabını sürüyor.

23 Temmuz 2012 Pazartesi

Valencia Kim Olacak?


Önce ülke oturdu iki kutup üzerine, şimdi sıra Süper Lig'de. Gün be gün La Liga'ya daha da kötüsü Rangers düşürülmeden önceki İskoçya Premier Ligine doğru gidiryoruz.

Büyük takım olmak ile hakim takım olmak arasındaki farkı anlayabilmek için geçen süreci göz önüne aldığımızda, geldiğimiz nokta pek çok kişinin düşündüklerinin aksine bir yapı çıkmadı ortaya. Axe nasıl ki her reklamında alttan alta "sex satar" mantığını gözümüzün içine sokuyorsa, "Fenerbahçe" ve "Galatasaray" satar diyen medya da bu oyuna destek oluyor. Kapitalist yaşamın damarlarına kan pompalama görevini satış ve satış teknikleri görür. Önce size ihtiyacınız olmayan bir şeyi ihtiyaç gibi gösterir ve sonra bir bakmışsınız artık o sizin. Kapitalizm aslında metronun Levent durağında 50kr'a aldığınız suyu Taksim'de 1 TL'ye işemek gibi bir şey.

Futbolda da her zaman alan üretenden daha fazla prim yaptı. Çünkü üretmek hem emek ister hem de onu renkli sayfalara taşımak meşakkat gerektirir. Bir futbolcuyu A2 maçlarında izlemek, U19 -U17 turnuvalarını takip etmek gerekir. Romantiği en bol sporlardandır futbol. "Metin Ali Feyyaz"'lardan, Socrates'e, Maradona'dan Cruyff'a, Oğuz'dan, Tanju'ya romantizmi besleyecek pek çok unsur hala var çünkü.

Ama artık KAP'a yapılan bildirime kadar romantik pek çok taraftar. Çünkü altyapıdan çıkan gençler değil milyon €'lar arasında yıldızlar KAP'ta yerini alıyor.Ve bu yazının ilerleyen yerlerinde bilgiler aldığımız transfermart.com.tr'ye bakarak bir yazı yazılabiliyor bu yeni transferler hakkında.

Türkiye'de futbolun patronu eskiden Beşiktaş'ın patronu iken "ben bu oyunu bozarım" diyerek "2 takımlı lig isteniyor, biz bununla savaşıyoruz" mealinde açıklamalar ile barkovizyonlu sirkler düzenlemişti. Ama oyunu bozamadı. Hatta oynadığı yumağa dolanan kedi gibi kör düğüm oldu.

Bu gün ligimizde, bu yazıyı okuyan kaç kişi Fenerbahçe ya da Galatasaray 'dan başka bir şampiyon çıkacağını düşünüyor? Bu düşünce haksız değil? Bu şekilde düşünülmesinde sistemin alabildiğine bu iki takım tarafından iyi kullanılması da önemli.

Biraz önce bahsettiğimiz Transfermark sitesine göre  Süper Lig'de sezonun bu bölümüne kadar kulüplerin ödedikleri bonservis bedeli 51,4mio€ olarak belirlenmiş. 3 aşağı 5 yukarı doğru gibi. Fenerbahçe 10,8 mio€, Galatasaray ise 20,8 mio € bonservis bedeli ile 18 takımlı ligde toplam transferin %60'lık pastasını almış durumda.

Geçtiğimiz sezon dağıtılan 321mio$ naklen yayın gelirinin %25'i de bu iki takıma gitti. Galatasaray %13, Fenerbahçe ise %12 oranında naklen yayın gelirinden pay aldı.

Bu ekonomik göstergelere tek başına yeterli değil tabi ki. Beşiktaş'ın TT Arena'da oynama isteğinin de asıl sebebi olan bu iki kulübün Türkiye'nin en modern stadlarına sahip olması ve bunu paraya çevirmeside her geçen farkı açıyor.Fikret Orman'ın bütün çabası bu gelire ortak olmaktı. 

Hemen akıllara Kayseri Kadir Has stadyumu da gelebilir ama o stad bana eski doğu bloku ülkelerinde sadece güç gösterisi için yapılmış ihtişamından başka birşeyi olmayan o mimari denemeleri hatırlatıyor.

La Liga olma yolunda ilerliyoruz. Barça ve Real alınmış bir playstation turnuvası gibi sırada Valencia'yı kapma yarışı var ve pek çok takım bu gömleği giymeye, bir fırsatını bulursa da öndekilere çelme takmaya çalışacak.

Beşiktaş bu görüntüsü, Sven-Goran olayı, Altınsay kasırgası, yabancı stoperleri, Beşiktaş'ın çocuğu teknik direktörü ile o forma için yeterli olamayacağının sinyalini verdi.

Her sene bir futbolcusunu Galatasaray'a gönderen ve ardından sadece küfreden ama küfrettiği için kaptırdığının farkında olmayan ve farkında olmadığı için yine kaptıran Trabzonspor Şenol Güneş ile bu ligin Valencia'sı olmaya en yakın takım. Bursaspor ve Eskişehirspor ise ellerinden geleni yapacaklar gibi duruyor.

Rangers'ın küme düşmesi ile 2 takımlı tek lig haline gelen La Liga'ya benzemek bile fena değil. Ya bizim de bir Rangers'ımız olsaydı?

10 Temmuz 2012 Salı

Yerli Malı


Başkenti Bairiki olan Kiribati geçtiğimiz günlerde ihracat yapamadığımız tek ülke olarak haberlerde yer aldı. Taştan toprağa, tekstilden mücevhere bir çok ürün bu ülke üretilip dünyanın çeşitli ülkelerine gönderiliyor. Ancak başka ülkelerden gelen o kadar çok ürün var ki cari açık almış başını gitmiş. Gelişmiş ekonomileri bizim gibi gelişmekte olan ekonomilerden ayıran da zaten bu cari açık. Ürettiğinden fazlasını tüketiyorsun demenin ekonomicesi cari açık.

Futbolumuzda da hatrı sayılır bir cari açık söz konusu. Her sezon Süper Lige ortalama 50-55 arası yabancı futbolcu geliyor ama ülkeden yurt dışına tatil haricinde giden oyuncumuz bir elin parmaklarına bile yaklaşamıyor. Durum böyle olunca yine ekonominin bir diğer kuralı ortaya çıkıyor ve az olan değerlidir kurula ile yurt dışına transfer olan oyuncular boy boy haber oluyor. Fransaya giderken arkasından su dökeni çok olmuş olacak ki Umut Bulut ülkeye döndü. Umut Bulut'un gidişi sonrası Trabzonspor'da hücüm hattında hedef santrafor haline gelen Burak Yılmaz ise gol krallığı sevinci yaşadı.

Beşiktaş - Gaziantep maçında Tigana'nın sağ kanada yerleştridiği Burak'ı izlerken hemen telefona sarılıp İzmir'deki arkadaşımı aramış Burak üzerine konuşmuştuk. Telefonu kapatırken ortak kanı Beşiktaş'ın ve milli takımın uzun yıllar sağ kanat sıkıntısı yaşamayacağı şeklindeydi ki Konyaspor maçında eli ile düzeltip attığı gol sonrası hiç birşey olmamış gibi sevinmesi pek çok kişinin gözünden düşürdü Burak'ı.

Antalyaspor, Beşiktaş, Manisaspor, Fenerbahçe, Trabzonspor ya sonra?


Türkiye liginde gol kralı olmuş, oyun karakterini oturtmuş, iniş ve çıkışlarını belli bir standarta getirmiş, milli takımda süre almış bir futbolcu Burak. Ve bu futbolcu artık Trabzonspor'da oynamak istemediği bildirdi. Sözleşmesinde yazan madde ile bonservis ücreti de 5milyon€. Yani Hasan Ali Kaldırım'dan 500bin€ daha pahalı o kadar.

Peki talipleri kim Burak Yılmaz'ın. 5milyon €'yu kredi kartına 24 taksit ödemek isteyen Lazio ve Biliç'i teknik direktörlüğe getiren Moskova'nın Lokomotif'i.

Her ne kadar yukarıdaki cümlede bir küçümseme havası varsa da asıl anlatılmak istenen kendimizi gördüğümüz yer ile olduğumuz yer arasındaki fark.

Burak Yılmaz'ın bu transfer döneminde ki durumu bize gösterdi ki biz iyi bir lig değiliz. Biz genç futbolcular için sıçrama tahtası olmasından dolayı tercih edilebilecek bir lig değiliz. Biz en ufak sorununu kendi içinde çözen ve siyasetten icazet almayan bir lig değiliz.

Bir ülkede sezonun gol kralı ve aynı zamanda oynadığı oyun ile de ligin kare asına giren bir oyuncuya yurtdışından sadece 2 resmi teklif geliyorsa birşeylerin ters gittiğini kabul etme zamanı geldi de geçiyor.

Katar öncesi son durak hatta bazen Katar yerine ikame edilebilecek bir lige sahip olmak pek çoğumuzun uykularını kaçırıyordur. Temcit pilavı gibi her yazıda biraz değindiğimiz Finansal Fair Play'in ülkemiz takımlarını en fazla zorlayacak kurallarından biri oyuncu maaşlarının toplam gelirin %70'ini geçemeyecek olması. Durum böyle olunca yıllık 2milyon € verdiğiniz bir oyuncu için üretmeniz gereken değer 2,85milyon €.

Gol kralını bile pazarlama konusunda sıkıntı yaşayan bizler için Arda'nın Atletico'ya gitmesini küçümsemek ahmaklık ile dangalaklık arasında bir çizgi. Bu ülkenin en yetenekli ve gelecek vaad eden oyuncusu Atletico Madrid'e transfer olduğunda pek çok futbol sever Arda'nın gittiği takımı küçümsememiş miydi? Arda o sene UEFA kupasını kaldırdı ilk sezonunda.

Dev aynaları arasındaki yolculuğumuz devam edecek. Bazılarımız bundan sıkılıp gerçeklerin farkına varacak belki ama kafası kumda kıçı dışaırda olanların da kafalarını oradan kaldırmak gerekiyor.


Heerenveen'nin Bas Dost henüz 23 yaşında. Takımı ligi 64 puanla 5. sırada bitirip Avrupa Ligi playoff'u için vize alırken Bas Dost da 32 gol attı. Bir önceki sezon ise 13 gol bulmuştu. Hollanda gol kralını hemen 8milyon€ karşılığı Wolfsburg'a sattı.

Baktığımız aynadan gördüğümüz ile bize dışardan bakanın gördüğü aynı değil. Ya aynamız ya bize bakan hatalı.