20 Mayıs 2010 Perşembe

Transfer Sezonu Öncesi Genç Öğütme Makinası Beşiktaş

Maçlar bitti ve sıra geldi transferde tutturmaya. Aslına bakarsanız zor değil. Geçen transfer döneminde gazetelere nazire olsun diye yazdığım bu yazıda ben bile bir transferi tutturdum. İşin şirazesinden çıkacağı şimdiden belli. İddaa bu transfer haberlerine de bir bülten açsa hiç fena olmaz.
Gelgelim kağıt üstünde başaralı sahada başarısız transferlerin odağındaki takım olan Beşiktaş'a. Kim transfer hamlelerini -misal İsmail Köybaşı- gelecek adına büyük bir yatırım olarak gördüğümüz takım kimi zaman da günü kurtaracak doğru adamları alıp ondan yararlanmasını bilmiyor. Son 3 seneye baktığımızda Ernst ve Ferrari dışında isabetli transfer yapmayan Beşiktaş için bazen gidenler gelenlerden daha önemli oluyor.

Transfermarkt.de fiyatları biraz uçuk göstersede transferleri ve dedikoduları takip etmek için oldukça iyi bir site. Geçmiş sezonların gelen giden futbolcularını görmek için de birebir.
Beşiktaş'ın son 3 sezonda yollarını ayırdığı yerli futbolculardan bir kadro hazırladım. Kadro tamamen yerli oyunculardan kurulu. Bu oyunculardan kurulacak takıma 5-6 kaliteli yabancı transfer yapılırsa Avrupa Kupalarını zorlar.
Kaleci : Ramazan Kurşunlu

1981 doğumlu kaleci Altay'dan Beşiktaş'a geçtikten sonra takımın başına gelen Del Bosque'den formayı kaptı ve Cordoba'yı kulübeye gönderdi. Real Madrid'e Casillas'ı kazandıran Bosque'nin zamansız gidişinden sonra Rıza Çalımbay kaleyi tekrar Cordoba'ya teslim etti. Ramazan bir daha Beşiktaş kalesinde şans bulamadı. Diyarbakır, Ankaraspor maceralarından sonra şu anda Karşıkaya kalesinde Süper Lig'e yükselmek için "play-off"larda mücadele ediyor.
Sağ Bek : Serdar Kurtuluş

Futbola Bursaspor altyapısında başlayan 1987 doğumlu oyuncu yılın genç yeteneği olarak geldi Beşiktaş'a. Sağ bek mevkisinde çekilen dertlerin dermanı olması beklenirken Tigana ondan savaşçı bir orta saha oyuncusu yarattı. En büyük özelliği çabuk öğrenmek olan Serdar her gün futbolunun üstüne koyarak Milli Takıma kadar yükseldi. Tigana'nın şarap bağlarına dönüşü ile düşüşe geçen Serdar ne Ertuğrul Sağlam'dan ne de Denizli'den formayı alabildi. Geçen sezon sessiz sedasız İsmail Köybaşı transferinde kullanıldı.

Sol Bek : Aydın Karabulut

Türk futbolunun en sıkıntılı mevkisi sol bek olduğu için Beşiktaş bu mevki de pek genç oyunu harcamamış. Gelenleri de İbrahim Üzülmez'in eskittiği düşünülürse Mehmet Sedef'in yerine Aydın Karabulut'u yazmak daha iyi olacak. 1988 Berlin doğumlu gurbetçi 2006 yılında takıma katıldı. Ümit Milli takımda gösterdiği başarı her Beşiktaş taraftarının iştahını kabartıyor, kırmızı-beyaz forma ile gösterdiği performansı siyah-beyaz forma ile göstermesini istiyordu. Denizli ona şans vermedi, Yusuf transferinde Bursaspor'a gönderildi ama Aydın bunu kabul etmedi. Takıma dönmesine rağmen antrenman oyuncusu olmaktan öteye geçemedi. Sezon başında Ankaraspor'a gönderildi. Hala çok klas bir oyuncu.

Stoper : Erhan Güven

Bonservisi elinde diye alındı, İbrahim Kaş gelene kadar sağ bekte görev aldıktan sonra devre arasında Antalyaspor'a yollandı. 1982 doğumlu olması en büyük handikapıydı.

Stoper : Tuna Üzümcü

Ertuğrul Sağlam'ın isteği ile Gençlerbirliğin'den alındı. Yine Ertuğrul Sağlam'ın isteği ile Bursaspor'a gönderildi. Fazla forma şansı bulamadı. 2009 / 2010 yılı şampiyonluk madalyası sahibi.

Sağ Kanat : Serdar Özkan

Beşiktaş altyapısının yetiştirdiği 2 futbolcudan biriydi uzun süredir takımda olan. İnönü'de topu her ayağına aldığında küfür yedi. Girdiği pozisyonlarda heyecandan topa vuramadı. Kanatsız Kartal'ın tek kanada benzeyen adamıydı. Çırpınışları uçmaya yetmedi. Şans buldu değerlendiremedi, bazen şans bulamadı. Hep fazlası istendi ama hiç fazlasını istemedi. Zaten adam olmazdı(!), Galatasaray'a gitti.

Sol Kanat : İbrahim Akın

2004 yılında Altay'dan geldi. Herkes ondan çok şeyler bekliyordu. Hızlıydı, harika bir sol ayağı vardı, gençti. Geleceğin yıldızıydı. O da Serdar Özkan gibi olmadı. Ten uymadı, doku uymadı. Hızının kurbanı oldu çoğu zaman. Öylesine hızlıydı ki top gerisinde kalıyordu. Kendine güveniyordu ama topu doğru zamanda ayağından çıkartamıyordu. İstanbul Belediye'de Abdullah Avcı'nın vazgeçilmez adamı oldu. Hala klas futbolcu statüsünde yer alır benim gözümde. Galatasaray'ın potansiyel transfer hedeflerinden biri olablir.

Orta Saha : Fahri Tatan

Takımdan gönderildiğini yurtdışı kampında öğrendi. Zaman zaman saman alevini andıran bir oyun oynasada istikrardan uzaktı. Bulunduğu mevki en çok tansfer gören yerden biri olduğu için rotasyona bile giremedi zaman zaman. Pahalı transferlerin oynama zorunluğundan çeken isimlerden biri oldu.

Orta Saha : Burak Yılmaz

Antalyaspor'dan geldiği sezonun ilk maçında Tigana'nın verdiği görevi öylesine kusursuz yerine getirmişti ki herkes "milli takım sağ kanadını buldu" diye düşündü. Konya maçında eliyle düzeltip attığı gol sonrası yaşadığı sevinçte en ufak bir utanç emaresi bile olmaması traftarın gözünden düşürdü. Tigana'nın öğretici hoca özelliğini gerektiği gibi kullanamadı. Çıkışı kadar inişide hızlı oldu. Holosko transferinde sezon ortasında Manisaspor'a verildi. Hala ilk maçındaki performansını hatırladıkça ne kadar iyi bir futbolcu olabileceği gelir aklıma. Bursaspor'u şampiyon yapan golü atması belki de futbol kariyerinin en önemli olayı.

Forvet : Gökhan Güleç

Tigana tarafından Denizlispor'dan gelen genç oyuncu o sezon takımın Bobo ile birlikte yıldızıydı. Belki adı Gökhan değil Bobo olsaydı hala takımdaydı. Uzun soluklu istikrar gösteremeyince geldiği takıma geri gönderildi. Tigana'nın varlığı ile var, yokluğu ile yok olan oyunculardan fazlası olamadı.

Forvet : Batuhan Karadeniz

Soyadı gibi hırçın ve dalgalıydı. 16 yaşında Manchester City istediğinde "iyi oynarsa niye sattın diye hesap sorarlar" diyenler tarafından hep dışlandı. Yaşından büyük ve olgun davranması beklendi. 17 yaşında, maaşlı bir işte çalışsa 10 yılda kazanacağı paraya sahip olmasının bozduğu psikolojisini anlamaya çalışan olmadı. Milli takımın en önemli başında sahadayken 3 gün sonra Beşiktaş'ta kulübede bile yoktu. Adam olmaz denilerek, uğraşmaya değmez denilerek Eskişehirspora gönderiledi.
***

Tüm bu futbolular öyle ya da böyle belli bir kalibrenin üstünde oyuncular olarak geldi Beşiktaş'a. Kimisi oynadığı futbolla ilk 11 eşiğini aşamadı, kimisinin suratına bakılmadı, kimisine sabredilmedi. Batuhan, Serdar Özkan, Serdar Kurtuluş, Aydın Karabulut, İbrahim Akın her hocanın takımında görmek isteyeceği futbolcular, Beşiktaş hocaları hariç. Diğerleri için ise söylenecek fazla birşey yok. Kimisi hak ettiği için gitti, kimisi egoların kurbanı olarak.

19 Mayıs 2010 Çarşamba

Ameliyat Masası | Fenerbahçe | 8+8=2

Son dört sezonda dört farklı şampiyon çıkartan bir ligin üç sezonunda Fenerbahçe ilk ikideydi. Dramatik Denizli maçı sonrası gerekli hamlelerle ortaya konan doğruların meyvelerini yemek adına yapılanların mimarı en başta Aziz Yıldırım'dı. 2009-2010 sezonuna başlarken koyduğu üç sezonda üç şampiyonluk gibi iddalı hedef kurgulanmış bir lig yaşacağımız kanısı uyandırdı Fenerbehçeli olmayanlarda. Sezon sonuna doğru alınan tek farklı, rakip takım kalecisini ön plana çıkaran galibiyetler sonrası kaçan şampiyonluğunun muhasebesi yapılırken Aziz Yıldırım'ın gündem maddesi yine bir kaleciydi. Ne kadar ironik olsa da kendi yanlışlarından tek söz etmeden kaçan şampiyonluğu Fenerbahçe dışından 3-5 isme yüklemek ve istifa etmemek yine de saygı duyuması gereken bir tercihtir çünkü bu tercihi yapan kişi 100 yıllık saygıdeğer bir takımın başkanıdır.

Denizli maçında kaçan şampiyonluk sonrası takımdan gönderilen Daum'un tekrar takımın başına getirilmesi verilen sözün yerine getirilmesi için atılan ilk adımdı. Ülke futbolunu ve Fenerbahçe'yi tanıyan bir hoca ile ülke sınırlarında bir başarı isteyen yönetim, 2 sezondur gelmeyen şampiyonluğun bu sayede geleceğini düşündü.

Bu tercih çok tartışıldı. Takımın başında yer aldığı sürede Avrupa'da başarının yanından bile geçemeyen bir hoca ile yeniden anlaşmanın vizyon eksikliği ve günü kurtarma operasyonun bir parçası olarak görüldü. Avrupa Ligi ilk maçında Hollanda'nın o zaman şampiyon olacağı düşünülmeyen şampiyonuna karşı Saraçoğlunda alınan mağlubiyet Daum karşıtlarının elini güçlendiren bir sonuçtu.

Ama annemizin liginde işler gayet iyi başladı ilk sekiz haftada alınan sekiz galibiyet ve en yakın rakibe atılan 5 puanlık fark tercih anlamında doğruların yapıldığını gösteriyordu. O zamana kadar Aykut Kocaman'ın Daum ile sorunları henüz ortaya çıkmamış, Dos Santos Brezilya Milli Takımının oyuncusu ve Baroni, Aurello'dan daha iyidi. Olumsuz görüşlerin üzerinde toplandığı tek isim, medyanın oklarının hedefindeki "Okçu" Guiza idi. La Liga'nın gol kralı apoletiyle İstanbul semalarında süzüldüğü sırada onu karşılamak için hava alanında bulunan taratarların ruh halini 2 sezonda altüst eden bu adam, attıklarından çok kaçırdıkları ile hatırlanacak.

Sezona bir önceki şampiyon Beşiktaş'ın transferde havasını söndürerek başlayan Fenerbahçe, Mehmet Topuz'un üzerindeki siyah beyaz formanın rengini bir anda sarı laciverte çevirdi ve sezonun başında Demirören ve yönetimini paniğe sevk etti. Bu panik sonrası yapılan kronik yanlışların Beşiktaş'ı yarış dışında bırakacağı daha ilk haftalarda belli olmuştu. 8. Hafta sonunda Beşiktaş ile Fenerbahçe arasındaki puan farkı tam 12 olmuştu ki henüz iki takım karşılaşmamıştı bile. Geriye geçilmesi gereken bir takım kalıyordu; Galatasaray. 2 maçtan 6 puanı hanesine yazdıracağından emin olan Fenerbahçe için yol düz ve temizdi artık.

Ankaraspor'dan alınan Özer'in sakatlığı geçiyor, ipod gazisi Kazım'ın, DNA'sı Daum'un elinde yeniden kodlanıyordu. Bilica, 2 sezonluk Sivas macerasında ziverveye oynayan bir takımın havasını soluduğu için Lugano'nun eksiklerini tamamlama konusunda hiç zorluk çemiyordu. Bekir İrtegün yedek kulübesindeyken zorluk çekse de sorun olmazdı diye düşünüyordu herkes. 6 yeni transfer ve bir hoca değişikliğinin mevyelerini müjdeleyen çiçekler açtığında henüz 8. haftaydı.
9. hafta ile başlayan puan kayıplarının ilki geldiğinde herkes buna bir kaza diyordu ancak zincirleme bir kazaya dönüşmesi fazla uzun süremedi. Sonraki 9 haftanın 5'inde puan kaybeden Fenerbahçe'de kazan kaynamaya başladı. Özellikle Daum ve Aykut Kocaman arasında sürekli yalanlanan bir sorun yumağı basında manşetleri süslemeye başladı. Devre arası transferinde Galatasaray ardı ardına elinde patlayacak bombalar patlatırken Fenerbahçe'nin suskunluğu, Aziz Yıldırım tarafından "Büyük takımlar devre arasında transfer yapmaz," diye açıklandı. Ama bir transferle küçük olunmaz diye düşünmüş olacak ki Aziz Yıldırım, Burak Yılmaz karşılığında Trabzonspor'dan Gökhan Ünal'ı transfer etti. Bu transfer ile Daum'a Guiza için Semih'ten başka bir alternatif sunmak niyetindeydi yönetim.

2. yarının başında Denizli ve Sivas galibiyetleri sonrası başlayan serbest düşüş 4 hafta sürdü. İlk yarının 7. haftasında en yakın rakibinin 3 puan önünde lider olan Fenerbahçe 2. yarının 7. haftasında ise liderin 4 puan gerisinde averajla 3. sıradaydı.

Bu kayıp sürecinde Fenerbahçe genellikler maçlarında öne geçiyor ancak skoru rahatlatacak skoru üretmekte zorlanıyordu, bu zorlanma sırasında düşen fizik güç maçın son dakikalarında karabasan gibi gollerin yenilmesine sebep oluyordu.

Daum ve Koch takıma gerekli fizik gücü veremediği için Guiza ise gol atamamaya devam ettiği için eleştiriliyordu. Kontra atak oynayan bir takımın golcüsünü transfer ettiği için Aziz Yıldırım'ı eleştirmeyi unutanlar, Semih'i oynatmayan, Kazım'ı gönderen ancak yerini dolduramayan Daum ve kurmaylarını ise pas geçmiyorlardı.

İlk mağlubiyetini aldığı Gaziantep'u bu sefer evinde yenerek çıkışa geçen Fenerbahçe için ardı ardına gelen galibiyetler şampiyonluğun habercisi gibiydi. Puan kaybı yaşanan maçlardan farklı olarak Fenerbahçe artık gol yemiyordu. En son 23. haftada İstanbul Büyükşehir Belediye'den gol yiyen Volkan'ın üstün performansı takımın şampiyonluk umutlarını son haftaya kadar taşıdı.

Futbolun ilginç bir oyun olduğu aşikar, zaten bu yüzden seviyoruz değil mi futbolu? 24. hafta ile 34. hafta arasında sadece 1 gol yiyen Fenerbahçe'nin şampiyonluğuna yenen o "bir" golün sebeb olması futbolun "kahpeliği" olarak adlandırılsa da o golün Gökhan Ünal'ın yerine Trabzonspor'a verilen Burak Yılmaz'dan gelmesi sadece bir tesadüf.

Daum'un Denizli'de kaçan şampiyonlukta bir gole ihtiyacı varken Anelka'yı kulübede oturtması ne kadar eleştrildiyse, yine bir gole ihtiyaç varken Guiza'yı sahada tutması o kadar eleştirildi. Guiza bu sezon Alex ile birlikte takımın en golcü oyuncusu ancak attığı gol sayısı sadece 11. Ortalama bir Fenerbahçe forvetinin 15 golün altında atması başarısızlık olarak nitelendirilken Daum'ın bu oyuncuya verdiği şansı abartması nedendir acaba?

Sezon ortasında Fenerbahçe'den ayrılan Colin Kazım ve Roberto Carlos'un Semih Şentürk'ten fazla ilkonirde oynadığını düşünürsek Aziz Yıldırım, Rüştü'yü, Melih Gökçek'i, medyayı bırak kendi içine bakmalıdır.

Fenerbahçe ilk sekiz ve son hafta hariç sekiz haftayı kazanarak şampiyonluğu kıl payı kaçırdı. Bu seriyi 8-9 ya da 9-8 olarak geçseydi bu gün konuşulanlar farklı olacaktı.

Bu sezon Fenerbehçe için kaçan sadece şampiyonluk değil aynı zamanda Şampiyonlar Ligi biletidir. Lig 2.liğinin sağladığı Şampiyonlar Ligi bileti uzun ve dolambaçlı bir yolu işaret etmektedir ve maalesef rakipler, hem kağıt üstünde hem de sahada ligimizin tüm takımlardan daha güçlüler. Gruplara kalmanın getireceği sadece maddi olanaklar değil transferde kulaklara fısıldandığında güçlü bir etki yaracak sihirli bir sözcüktür.

Aziz Yıldırım sezon sonu basın toplasında mealen demiştir ki "Galatasaray şampiyon olmuş olsaydı istifa ederdim ama Bursaspor şampiyon olduğu için buna gerek yok. Hoca gider ben bir iki lafla gündemi değiştiririm. Hakemler hakkında konuşmuyorum arkadaşlar, soyunma odasında direk kendileriyle konuşuyorum."

Son bir söz Aziz Yıldırım'ın doğruları söylemiyor olması doğruları yapmıyor olmadığı anlamına gelmez. Model yanlış olsaydı ne Adnan Polat ne de Yıldırım Demirören, Aziz Yıldırım olmaya çalışmazdı.

TSL 2009-2010 Sezonun 11'i..

Orta okul yıllarında ne zaman derslerden sıkılsam -ki çoğunlukla sıkılıyordum- defterin boş bi yerine kadrolar yapardım. Şimdi de geride kalan muhteşem sezonun bence en iyi 11'ini sizlerle paylaşmak istedim. Muhakkak ki eksikler vardır ama mümkün olduğunca objektif olmaya çalıştım.
Kaleci : Onur Kıvrak (Trabzonspor)

1988 doğumlu Onur Kıvrak, Güneş'in Trabzonspor'un başına gelmesiyle kaptığı formayı milli takım seviyesine kadar çıkartı. Hem kupanın kazanılmasında hem de şampiyonun belirlenmesinde çok önemli bir rol oynadı. Blokaj kalecisi olmamasının doğurduğu handikapı hızlı refleksleri ve öğrenme kapasitesi aşan Onur'un belki de en büyük şansı Şenol Güneş.

Sağ Bek : Ali Tandoğan (Bursaspor)

Adını Ersun Yanal'lı Denizlispor ile adını duyurdu ilk kez Ali Tandoğan. Gençlerbirliği'nde geçen 2 sezondaki performansı onu Beşiktaş'a taşıdı. İbrahim Üzülmez'in elmacık kemiğini kırdığı maçtaki tavırları taraftarla yıldızının barışmamasının ana nedeniydi. Gökhan Gönül'ün alternatifsizliğinde ligi asist kralı olarak tamamlayan Ali Tandoğan'ın bu performansı "ikinci bahar" olarak adlandıralabilir.

Sol Bek : İbrahim Üzülmez (Beşiktaş)

Mustafa Keçeli ile birlikte sol bekler arasında en istikrarlı olan 2 futbolcudan biri "Deli" İbrahim. Ne Hakan Balta ne İsmail Köybaşı ne de Andre Dos Santos performansları ile takımlarına yararlı olabildiler. İhtiyar delikanlı İbrahim Üzülmez futbolu bırakına kadar Beşiktaş'ın sol beke yaptığı transferler iyi biri yedek olacaktır.

Defans Göbeği : Diego Lugano (Fenerbahçe)

Agresif yapısı ve gözlerini patlatarak hakemlere yaptığı itirazlarla zihinlerde yereden Lugano, attığı kritik gollerin yanı sıra son 9 maçta yenen 1 golle takımı zirve yarında tutan önemli isimlerden biriydi. Sezon başında kulüp arayan ve kürkçü dükkanına dönen Lugano Türkiye'deki en temiz sezonunu yaşadı.

Defans Göbeği : Matteo Ferrari (Beşiktaş)

Kimileri "futbolcu değil" dedi, kimileri ırkç saldırılarla "çakma İtalyan" dedi. Ferrari ise sahada hem futbolcu olduğunu hem de "adam" olduğunu gösterdi. Ferrari'siz maçlarda defansif anlamda yaşanabilecek tüm sıkıntıları yaşayan Beşiktaş için önümüzdeki sezon için en sağlam yer belki de Ferrari'nin mevkisi.

Orta Saha : Emre Belözoğlu (Fenerbahçe)

Hagi'nin antrenmanlardan sonra özel olarak ilgilendiği basında haber olduğunda herkes kendisinden çok büyük şeyler beklemeye başladı. Zaman içinde savaşçı bir orta alan oyuncusuna dönüşen Emre genç yaşta İnter'in yolunu tuttu. O yola çıktığı günden beri sakatlıktan yakasını kurtaramayan ve istikrarsız bir futbolcu oldu. 2000 yılından bu yana geçen 10 senenin en iyi Emre Belözoğlu'nu izledik bu sene.

Orta Saha : Gustavo Colman (Trabzonspor)

Buenos Aires'te 1985 yılında doğan Colman Trabzonspor'a "10 numara" olarak geldi. Alanzinho geldikten sonra oyunu çift yönlü oynamasının verdiği avantajla Trabzonspor orta sahasının şefi olarak sahne aldığı maçlarda farkını ortaya koydu. Kritik gollerin sahibi Arjantin'li Trabzon'un kupaya ulaşmasında önemli bir rol oynadı.

Sağ Açık : Volkan Şen (Bursaspor)

Söylenecek fazla bir şeyin olmadığı bir futbolcu Volkan Şen. Ayağına topu zamklayan ve istemedikçe vermeyen, hızlı, fuleli oyunu ile Sercan'ın sağlayamadığı katkıyı da yaparak şampiyonlukta önemli rol oynadı. Gaziantepspor maçında attığı 2 golle belki de şampiyonluğa giden yolda en kritik virajın kazasız atlatılmasını sağladı.

Sol Açık : Abdulkader Ketia (Galatasaray)

Spekteküler hareketleri ile tribünleri büyüleyen bir futbol sanatçısı olan Keita Galatasaray'ın en iyi futbolcusuydu. Attığı goller ve yaptığı asistlerle ligin 3. bitirilmesinde önemli bir rol oynayan Keita bir de kendini yere atıp, taraftarı ve hakemleri provoke etmese tadından yenmez.

Forvet Arkası : Alex De Souza (Fenerbahçe)

Türkiye sınırlarında oynayan en efektif, en yaratıcı yabancı oyuncu Alex. Gerçi artık O'na yabancı demek ne kadar doğru oda ayrı bir tartışma konusu. İstatistikleri altüst eden ve attığı golleri nakış gibi dokuyan Alex olmasaydı 25. haftada şampiyonluğa havlu atacaktı.

Forvet : Arıza Makakula (Kayserispor)

Takımının attığı gollerin neredeyse yarısını tek başına rakip kalelere gönderen Makakula'ya en çok yaklaşan oyuncu ise Makakula'nın yarısı kadar gol atan Gaziantepspor'lu Julio Cesar. Makakula'nın 21 golünü Guiza kaydetseydi herhalde heykeli dikilirdi.

16 Mayıs 2010 Pazar

Bursaspor'un Başarısı UEFA.com'da


Yüzyılın Ligi. Şampiyon BURSASPOR..

2 farklı şehirde, 2 farklı düdük, 2 farklı maçı bitirdi 30 saniye arayla. Yüzyılın liginde 2 doksan dakika 1 şampiyon çıkartacaktı. Düdüklerin ikisi birden çaldığında 2 stadyumda da şampiyonluk sevinci yaşandı.
Maçı televizyondan elinde kumanda ile takip eden herkes önce Saraçoğlunda ne olduğunu anlamadı. Lig tv'nin spikerleri ise yanlış bilgi vermemek adına topu taca atan açıklamalar yaptılar sahada yaşananlara.
Bursaspor 32 haftalık maratonda ipi göğüsleyen takım oldu. Bu 32 haftadan 5. büyük olarak çıkmazlarsa devrimi tam anlamıyla gerçekleşmiş olur. Çünkü bu ligin büyükleri(!) arttıkça süpheler, iddalar, şike suçlamaları artıyor.
Devrim peşinde koşanlar, devrimin açan çiçeklerin müjdelediği baharda geleceğine inanır. Tıpkı bu gün gibi. 26 yıldır Anadoludan birçok takım ligi zirvede bitirmek için bu yarışa dahil oldu ve Ağustos ayından Mayıs ayına kadar ter döktü ama nefesi yetmedi. Gaziantep, Gençlerbirliği, Sivas baskıyı kaldıramadı çoğu zaman ve lige renk katmaktan öteye gidemedi.
Saraçoğlu stadına dönecek olursak, Fenerbahçeli futbolcuları, taraftarları hatta Daum'u bile yanıltan "şeyin" dahili bir anons olduğu söyledi. Şampiyonluğu kaybetmenin bile başlı başına bir travma olduğu durumda, şampiyon olduğunu zannedip, sonra avcunun içinden kayıp giden su gibi gerçeği öğrenmek daha büyük bir yıkım yarattı herkeste. Artçı etkilerini daha sonra göreceğiz bu travmanın.
Yıldırım Demirören keşke maçı sonuna kadar izleseydi ve kovduğu evladının (!) başarısına tanıklık etseydi.
Kazananı kutluyor, kaybedene sabır diliyoruz.